Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

Rita DOVEMAYDANOZ (*)

  

bir papağan var sarayda baharın taklitçisi

tüyleri maydanoz yeşili

bataklığın dışında şeker kamışı var,

bizleri bekler, keseriz hepsini.

General hazretleri bir kelime arar;

Dünya kendisinindir sanki,

Baharın taklitçisi papağan gibi.

 

Ölürüz bir çığlıkta yağmur vurur üzerimize

Ve yeşil yeşil kalkarız sonra. Biz ’R’ diyemeyiz,

Bataklığın dışında şeker kamışı var.

 

Ve sonra katalin diye fısıldadığımız dağ,

Çocuklar ok uçlarını kemirirler dişleriyle,

Bir papağan var baharın taklitçisi.

 

General kelimesini buldu: Perejil.

Kim söylerse onu yaşar.

Gülüyor dişleri parlıyor

Bataklığın dışında şeker kamışı var.

 

Rüyalarımızda rüzgar ve sel ile darmadağan

Ve biz ölürüz her damla kan için

Bir papağan var baharın  taklitçisi.

Bataklığın dışında şeker kamışı var.

 

Generalin seçtiği kelime maydanoz

.....

general o ince, yeşil sürgünleri hatırlar

ve oğullarının doğumu şerefine pelerinlerini

giymiş köydeki erkekleri

şimdi emredecek, pek çoğunun öldürülmesini

 

bir tek, güzel kelimecik için.

 

Rita DOVE


(*) (2 Ekim 1957’de Dominikan diktatörü Rafael Trujillo şeker kamışı işçisi 20 Bin zencinin öldürülmesini emreder. Sebebi, “perejil” kelimesindeki “r” harfini  söyleyemiyorlardı. Perejil, İspanyolca Maydanoz demekti. Bu hadise üzerine o zencilerden biri olan Rita DOVE “Maydanoz şiirini yazdı. Şiir “Müze” adlı kitabında yer alır. Şair Amerika’da yaşamaktadır..)

Son Güncelleme (Cuma, 18 Ağustos 2017 18:49)

 


Yetiş gönül, bu kavgayı

Bir ulu dâvâya götür

Ummana kavuştur çayı

Adem’i Havva’ya götür!
 

Ne bir durak belli, ne han

Geze geze yoruldu can.

İzler çölde kaybolmadan,

Mecnun’u Leylâ’ya götür.!
 

Bir kıvılcım düştü âh’a,

Ersin geceler sabaha

Pir Sultanı ilet Şâh’a

Şems’i Mevlânâ’ya götür!
 

Gözlerden kaldırıp pusu,

İz’an’a kavuştur us’u.

Alıp Yunustan Yunus’u,

Maksadı mânâya götür.
 

“Tut menzile ışığını”

yaklaştır dost eşiğini.

Bu aşıklar aşığını,

Sevdadan sevdaya götür!
 

Dünyalar aşıp dünyadan,

Gerçeğe yol ver hülyadan.

Geçip Cennet-i Âlâ’dan,

Sıdk ile Mevlâ’ya götür!
 

Bekir Sıtkı ERDOĞAN

Son Güncelleme (Pazar, 13 Ağustos 2017 22:26)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 13
ZayıfEn iyi 

mehmet_aliPeygamberimiz Müslüman olarak mı doğdu? Abdullah oğlu Muhammed’in dünyaya gelişinden itibaren çocukluğu ve gençliği ile ilgili olarak yüzyıllardır Müslümanlara anlatılan hikâyeleri bir düşünelim. Bunların doğru olduğunu kabul ettiğimizde, Allah’ın sorgulamayacağı bir insan yarattığını, bütün kâinatın onun için yaratıldığını, doğduğu anda Acem saraylarında binlerce yıl yanmakta olan ateşin söndüğünü, güneş altında yürürken daima gökyüzünde onu gölgeleyen bir bulutun dolaştığını da kabullenmemiz gerekir. Bütün bunlara sorgulamadan inanıyorsanız hiçbir sorun yok!..

Kur’ânın tek mucize olduğunu, tüm dünya insanlarına bir öğüt olduğunu, Allah’ın sünnetinde evren için koyduğu sistemde hiçbir değişiklik olmadığını, Rabbimizin verdiği akıl nimeti ile düşünüyorsanız, sizde bir sorun var demektir. Çünkü siz, içinde yaşadığınız topluma yıllarca ezberlettirilen ilmihal bilgileri ve herkesin hoşuna giden masalları sorgulamaya kalktığınız,  tüm dünya insanlarına öğüt olarak indirilen Kur’ân’ı yalın olarak anlamaya çalıştığınız için doğuştan Müslüman olan atalarınızın inandıklarına ters düşüyorsunuz, hatta yeni bir din icat ediyorsunuz demektir.

Sizi sapıklıkla suçlamaya yeltenen çoğunluğun kabullerine göre Müslüman olabilmek için ya halkı Müslüman olan bir memlekette doğacaksınız, ya da Müslüman sevdiğinizle evlenebilmenin çaresi olarak bir müftüye giderek diploma almanız gerekecektir. Bu diplomayı alabilmek için din görevlisinin tekrarlamanızı istediği “kelime-i şahadet”’i aynen söylemeniz yeterli.

Zaten yüce yaratıcı sizin Müslüman olmanızı dilemiş ise dünyaya gelmeden önce ruhlar âleminde bu ayrıcalığı kazanmışsınız demektir. “Olur mu öyle şey” demeyin. Ezberlediklerimizi bir yoklayalım. O hazinede neler neler var. Şimdi hatırladık değil mi? “KALU BEL” olayını.

A’râf Sûresinin 172-174. âyetlerini nasıl anlamamız gerektiğine bakınız kimler karar vermiş? İbret için bir tanesini okuyalım. (Muvatta, Kader 2) 

Müslim İbn Yesar el-Cühenî anlatıyor: “Hz. Ömer RA’dan, “Rabbin Âdemoğullarından; bellerinden zürriyetlerini... (A’râf 172-173)” âyetinden soruldu. Hz. Ömer RA. şu cevabı verdi: “Bu âyetten Rasulullah’a da sorulmuştu. O şöyle açıkladı: “Allah,  Âdem’i yarattı sonra sağ eliyle mesh edip ondan bir zürriyet çıkardı ve: “Bunlar cennet içindir, bunlar cennet ehlinin ameliyle amel ederler” dedi. Rabb Teâlâ, ikinci defa sırtını okşadı, ondan bir nesil daha çıkardı ve: “Bunları da cehennem için yarattım, bunlar da cehennem ehlinin amâlini işleyecekler” dedi.

Cemaatten bir adam: “Ey Allahın Resulü! (Kaderimiz ezelden yazılmış ise) niye amel ediyoruz? diye sordu. Rasulullah şu açıklamayı yaptı: “Allah bir kişiyi cennet ehli olarak yaratmışsa onu cennet ehlinin amelinde çalıştırır. Öyle ki cennetliklerin bir ameli üzere ölür ve Allah da onu cennetine koyar. Aksine bir kulu da cehennem ehli olarak yaratmışsa, onu da cehennemliklerin amelinde istimal eder. Öyle ki bu da cehennemliklerin bir ameli üzere ölür, Allah da onu cehenneme koyar.”  

Bu ve buna benzer rivayetlere dayanılarak Müslümanlar arasında oluşturulmuş inancı şöyle özetlemek mümkündür:

Allah, henüz bedenleri yaratmadan önce ruhları karşısına toplamış ve onlara “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştur. Ruhlar da “Belâ! Hiç şüphesiz sen bizim Rabbimizsin” diye cevap vermişler ve böylece Müslüman olmuşlardır?...

Varsa cesaretiniz, “Allah’ın apaçık olduğunu bildirdiği Kur’ân âyetine böyle bir anlam verilemez” deyin bakalım. Biz gene de cesaretimizi toparlayalım ve Kur’ân’ın hurafelerle üzeri örtülmeye çalışılan âyetlerinin gerçek anlamlarını, yaptığı ilmî çalışmaları ile yararlanmamıza sunan araştırmacı yazar Hakkı Yılmaz beyefendinin “Tebyînü’l-Kur’ân” adlı eserinden özet olarak okuyalım. (Cilt:2 Sh 467)

{Konumuz olan üç ayet, 163–174. ayetlerden oluşan pasajın bitim noktasını oluşturmaktadır. Bu pasajda Rabbimizin insanları bazı şeylerle deneyeceği, insanların bir kısmının sorumluluk sahibi olarak duyarlı davranacağı, diğer kısmının ise vurdumduymazlık sergileyerek görevlerini yapmayacağı, bu durumun kıyamete kadar böyle süreceği, sonuçta da sorumsuzların cezalandırılıp sorumluların ödüllendirileceği; ayrıca kâfirlerin seçmiş oldukları yolu gaflet ve bilgisizlikten değil kesinlikle bilinçli olarak istedikleri, bunu da herhangi bir bahaneye başvurmadan itiraf ederek KENDİ ALEYHLERİNE TANIKLIKTA BULUNACAKLARI bildirilmektedir.}

Şimdi düşünelim ne zaman Müslüman olduğumuzu, Peygamberimizin ne zaman Müslüman olduğunu! Kur’ânî gerçek şudur: PEYGAMBERİMİZ DE DİNİ KENDİSİNE VAHYOLUNAN KUR’ÂN DAN ÖĞRENMİŞTİR, MÜSLÜMANLARIN İLKİ OLMUŞTUR.

Eğer telaffuz ettiğimiz “kelime-i şahadet” ile Müslüman olduğumuzu iddia ediyorsak, samimî olarak bu cümlenin gereğini yerine getirmeli, neye şahit olduğumuzu ciddiyetle öğrenmeliyiz. Eğer Allah,  Peygamber ve Kur’ân hakkında kafamızda hiçbir sorun kalmadan bilgilenmiş, bu bilgilerimiz ile dünyanın herhangi bir bölgesinde yaşayan ancak Allah, Peygamber ve Kur’ân hakkında yeterli bilgisi olmayan veyahut Allah’a, ahiret hayatına inanmayan bir insanı ikna edebileceğimize güveniyorsak, birbirimizin Müslüman olduğunuza şahit olabiliriz.

“Ey iman etmiş kişiler! ALLAH'A, ELÇİSİ'NE, ELÇİSİ'NE İNDİRDİĞİ KİTABA VE DAHA ÖNCE İNDİRDİĞİ KİTABA AİT GİZLİ KAPALI; ENDİŞE KORKU VERECEK BİR ŞEY BIRAKMAYIN. Ve kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve son günü örterse; tam açıklamazsa, kesinlikle o çok uzak bir sapıklığa sapmıştır.” (Nisâ 136)

Mehmet Ali Oğuz

Em. C. Savcısı

Son Güncelleme (Pazartesi, 24 Temmuz 2017 09:56)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün119
Dün3007
Tüm Zamanlar3956692
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 214 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2168
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?