
HAYAT BÖYLE BİR ŞEY
Geçmiş, şimdi, gelecek.
Yani dün, bugün yarın… Yaşamak bu üç
zaman kavramı etrafında kader programı içerisinde dönüp durmak mıdır
acaba? Çok şeyi öğrenme peşinde
koşan insan kendini öğrenmede ne kadar başarılı? Gözle görülemeyecek kadar
küçük bir mikroba yenilecek kadar aciz olan insan neden böbürlenir? Ya da mucize bir vücuda sahip insan hangi sebeple
kendini hor görür?
Kimisi düş kurar, kimisi düş
görür. Kendi beninde yaşar kimisi, başkası için yaşar kimisi. Çocukluğunun
tadına varan, gençliğini doya doya yaşayanın
yanında, çocukluğunu gençliğini bilmeyen de var. Sevinç, mutluluk avansları
acıya, kedere inkılâb eder bazen. Hayatın yükü
ağırlaşır, yaşam zorlaşır. Hüzün bulutları dolaşır durur başının
üstünde. Ayakları yere basmadan uçar
gider kimisi, düşe kalka yokuşlara
tırmanır kimisi. Sessiz çığlıklar
içerisinde yuvarlanır bir başkası.
Bir ideale bağlanıp, davasına
hayatını ipotek edenlerin yanında
bir aşk uğruna ömrünü tüketenler. Mal mülk ve paradan başka hiçbir
şey görmeyen gözlerin yanında, yaradılışın hikmetine vakıf olup yaşanması
gerektiği gibi yaşayanlar da var belki.
Acılar kederler, sevinçler
mutluluklar, çabalar gayretler, sabırlar çileler, dua ve dilekler, hayaller
ümitler, gülmeler ağlamalar…
İş aş, dost arkadaş, iyi
günler zor günler, gezmeler tozmalar, hayır hasenat, sohbet muhabbet,
şiirler şarkılar, kavgalar savaşlar ve çelişkiler paradoksu.
Hayat böyle bir şey işte…
|