Üye Girişi
Sponsored Links
Toplist

Webmasterim.Com

Yeni Eklenenler

En çok okunanlar

Gönül Sitesi

GİZEMLİ SÖZLER VE RUHUN MÜZİĞİ: ŞİİR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız ve Yazıları - Yazarlarımız ve Yazıları

  “Şiir için "gözyaşı" derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şayet sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım iki söz yazdımsa.”

Mehmet Akif Ersoy

 

Dilin doğuşuyla birlikte kendine özgü gizemli bir ifadeyle ortaya çıkan, asırlardır insanları etkileyen, estetik bir anlatımla musiki ile yakın ilişkisi olan, ruhu etkileyen Platon’un ifadesiyle “Büyülü Sözler” e şiir diyoruz. Aslında tarih boyunca şiirin kesin, net ve tek tanımı yapılamamış, yapılamaz da… Şiir nedir, yüzyılların taşıdığı en zor soru olmuştur.

Voltaire  “Şiir ruhun müziğidir”  der. Aristo “eşya ve hadisleri taklittir” ifadesini kullanırken Aragon “Şiir sanatı eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimidir” der. Şiiri tunçtan daha güçlü gösterenlerin yanında şairi de “ Güzellik Teknisyeni” olarak tavsif edenlere de rastlarız. “Bizce şiir mutlak hakikati arama işidir” diyen Necip Fazıl Kısakürek sözlerine şöyle devam eder: “- Şiir beş hassemizi kaynaştırıcı idrak mihrakında, maddi ve manevi bütün eşya ve hadislerin maverasına sıçramak isteyen, küstah, başıboş kıvılcımlar mahrekidir. O, bir noktaya varmanın değil, en varılmaz noktayı, sonsuz ve hudutsuz aramanın davasıdır. Maddi ve manevi eşya ve hadislerin maverasında karargâh olan mutlak hakikat kapısı önünde, ebedi bir fener alayı…. Şiir budur..”

Şair için yaşadığı hayatı, hadiseleri herkesten farklı algıladığını söylemek mümkün. Ancak şiir tanımlamaları kendine göredir. Bence şiir sayısı kadar şiir tanımı yapılabilir. Şair için de şair sayısı kadar ifade kullanılabilir. Fakat burada bir şeyi anlamamız lazım. Şiir his ve düşünce hayatımıza etki ediyor, yüzyıllardır gücünü koruyor olmasıdır. Hayatında iki mısra mırıldanmamış, iki satır şiir yazmamış ya da hiç okuma yazma bilmese de şiirsel ifade kullanmamış tek bir insan yoktur. Sevinçli, hüzünlü, kederli, acılı anlarında bu dili bir şekilde kullanmıştır insanoğlu. Ya da Nazan Bekir oğlu’nun dediği gibi “anlatamamaktan doğuyor şiir. Anlatamadıkça canı acıyor şairin, canı acıdıkça şiir geliyor.”  Bu açıklamaya şunu ilave edebiliriz sanırım: Çaresizliğine ağlamak ta bir çeşit şiir söylemektir. Yukarıya aldığımız Mehmet Akif Ersoy’un Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;/ Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım!”  mısraları konuyu kapattıracak kadar derin ve bütün konuyu idrakimize sığdıracak kadar anlamlıdır.

Şiirin musiki ile olan bağı ise ayrı bir yazı, ayrı bir araştırma konusudur. Konularına, teknik özelliklerine, edebi akımlara ve üretildiği dönemler göre şiir tasnif edilse de, türlere ayrıştırılsa da şiir şiirdir.

Gerçek şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur. Kendisinde başlar, kendisinde biter. Bütün soyluluğu da buradan gelir.’ (Valéry)

Şiir okuru için de bir şeyler söylemek gerekir. Şiir okuru ile şairin duyumsamaları, anlamaları farklılığı da araştırılmaya değer doğrusu. Buna gerek var mıdır, yok mudur bilemiyorum? Okuyanı olmazsa şiir değer kaybeder mi?  Etkisi, gücü devam eder mi? Şiir şiirliğini sürdür mü? Yoksa Âşık Veysel’in “Güzelliğin beş para etmez/Bu bendeki aşk olmasa” dediği gibi, okuru olmazsa şiir hiç mi olur? Fakat böyle bir şey olmamıştır, olmayacağını da rahatlıkla söylemek mümkün. Duygular körelir, insanlık yok olursa böyle bir ihtimalden bahsedilebilir kuşkusuz. Bu ihtimali de ihtimal olmaktan çıkaran şiirdir belki. Şiiri doğuran öğelere baktığımızda belki kelimesini ortadan kaldırabiliriz. Nedir şiiri doğuran ve besleyen öğeler? Duygu, imge, esin, düş, hayal ve derin düşünce… Aşkı da en tesirli bir unsur olarak ayrıca ilave etmek gerekir. Duygu sözcüğü aşkı hatırlatsa da onu barındırmaya yetmiyor.

Eski bir Yunan Söylencesine göre ozanların ilki kabul edilen şair ve müzisyen Orfeus, doğayı sesinin büyüleyici etkisi altında tutuyordu. Karısı Eurydike bir yılan tarafından ısırılarak ölür. Eurydike ölünce Orfeus karısını geri almak için ölüler dünyasına inmiş; şarkı söyleyerek, sitar çalarak, ölüm tanrılarını kandırıp eşini hayata döndürme iznini elde etmiş. Ama bir şartla: Onun önünde yürümek, dönüp arkasına bakmamak, onunla konuşmamak… Lakin Orfeus bu şarta uymayıp arkasına bakınca Eurydike’yi tamamen kaybetmiş. Bu efsane şiirin gücünü, şairin cesaretini anlatmak için anlatıla geliyor olmalı.. Orfeus’un yasağı çiğneyen tutumunu her şairde görebilmek mümkün. Şiirin gücü biraz da buradan geliyor gibime geliyor.  

İslam’ın doğuş yıllarında putperestler İslam’a şiirle hücum ediyorlardı. Hasan Bin Sabit başta olmak üzere birçok İslam şairi de şiirle bunlara cevap veriyordu. Hasan İdeal İslam Şairi olarak kabul ediliyordu. Mütenebbi ve Ebû Nüvas ise sanat amacı taşıyan şiirler yazıyorlardı. Arap Şiiri dorukta olduğu halde Kur’an karşısında çırpınmaya başladığı yıllardır o yıllar. Şiirle İslam’ın karşısına çıkıp ölüm hükmü giymiş Kâab Bin Züheyr isminde bir şair vitrinde en önde. Fakat bir zaman sonra bu soylu şair, derin sezgisi, şair duyarlığı ile hakikati anlayıp pervanenin ışığa uçması gibi, yağmurun toprağa düşmesi gibi  “Kaside-i Bürde” ile idam hükmünü hiçe sayarak peygamber kucağına koşacak, Cebrail’in elinin değdiği, peygamber hırkası giydirilerek taltif edilecek. Hazreti Ömer ve Hazreti Hamza’nın İslam’a katılışı nasıl ki siyasi, iktisadi ve askeri alanda bir başarı getirdiyse; Kâab Bin Züheyr’in de Müslüman oluşuyla Şiir, sanat ve propaganda alanında da üstünlük elde edilmiştir. Şair ve şiir İslam’ın yayılışına ivme kazandırmıştır. Ve İslam’ın gelişmesini tamamladığı hicretin 7.yüzyılında artık İslam topraklarında binlerce şair ve sanat insanı yetişiyordu. Mısır bu toprakların başında geliyordu. Bürüyen Kasideyle İmam-ı Busiri eşsiz bir şiirle döneme ve gelecek çağlara ağacak şiirini verir. Asıl adı Şerafettin Muhammed Bûsiri olan şair peygamberi öven birçok şiir yazmıştır. Bir gün felç geçirir, vücudunun yarısı tutmaz olur. Bunun üzerine Allahtan Peygamber aşkına şifa umarak Bürüyen Kasideyi yazar. Şiirin bittiği gece bir rüya görür. Rüyasında şiirini peygamberin huzurunda okur. Uyandığında iyileşmiş olduğunu, yürüyebildiğini hayret ve sevinçle görür. Şiirin asıl adı; Kaside-i Büre” dir. Kurtuluş Kasidesi olarak tercüme edildiği gibi, şifa kasidesi diyenler de vardır. Şiir; Kur’an gerçeğini, Peygamberin güzelliğini anlatan bir anıt şiirdir.  Yine ölümsüz anıt şiirler bu kez  İbn-i Câbir’den Kaside-i Bediiye (Güzellikler Kasidesi) ile gelir. Asrımıza kadar süren bir etki bırakarak.

Son Güncelleme (Cumartesi, 06 Şubat 2010 20:29)

 
Haberler
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?
 
Ziyaretçi Defteri
Bilişim Teknolojisi
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 1 konuk çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
Tümü371530
iletişim
kitapyurdu
Gün Doğmadan
Sezai Karakoç

NAMAZ DEVRİMİ
Ömer Naci YILMAZ