Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 


Dört ay önce yayıncı bir dostuma uğradığımda, okumayı sevdiğimi bildiğinden ayrılırken bana bir poşet dolusu kitap verdi. Elimde yapmam gereken işler ve okumam gereken kitaplar olduğu için bu kitaplara o zaman bakamamıştım. Yakın zamanda verilen kitaplara baktım. Kitaplar arasında
Harcıyorum Öyleyse Varım(1) isimli kitabı görünce bir tuhaf duyguya kapıldım biraz da hayıflandım.

 

HarciyomBu şekilde etkilenmeme “var olma”nın geldiği aşama sebep oldu. Bu nedenle yazımda söz konusu kitabın kendisinden çok, neoliberal politikalar sonucu “var olma”nın değer yitirip pazar tezgâhına düşmüş bir emtia hâline gelişini başka bir pencereden bakarak anlatmaya çalışacağım. Meram ve ruh halimin daha iyi anlaşılabilmesi için de Gecenin Islığı isimli şiir kitabımda yer alan “Kendim Olmaya Çalışıyorum” başlıklı şiirimle işe başlayacağım. Şiir, tarihsel sıralamaya göre bir nevi “var olma”nın serüvenini anlatmaktadır çünkü:

 

«düşünür ve bilge insanlardan:

aziz augustinus;

“aldanıyorsam varım”

rené descartes;

“düşünüyorum öyleyse varım”

andré gide;

“duyumsuyorum, öyleyse varım”

ve albert camus;

“başkaldırıyorum, öyleyse varım” diyor.

                         *

normal ve olanaklının sınırları dahilindeki

kokuşmuş, hafif-defolu ilişkiler ağının sarmaladığı

sıradanlık tiksinti verdiğinden

dahil olamadım ‘sürü’ye, gevşedi ‘herkes’le aramdaki bağ.

elimden başka türlüsü gelmiyor. bu nedenle:

bilge insanların dediklerine ek olarak;

hâlâ “farklıyım, demek ki varım” diyorum

ve kendim olmaya çalışıyorum(2)

 

Şiirde de görüldüğü üzere eskiden “var olma”nın nedeni ulvi ve deruni nedenlere dayanmaktaydı. Bugün gelinen aşamada ise ne ulvilik (yücelik) ne de derunilik (içsellik) söz konusu, sığ ve ruhsuz bir şekilde ekonomik bir eylemle ölçülür maddiyata evrilmiş bulunmakta.

 

Böyle olmasının nedeni, küreselleşmenin bir sonucu olarak artık halkların ve devletlerin daha fazla dış etkinin baskısı altında olmasındandır. Bunun olumlu yanı bilgi, para, hizmet ve malın/ürünün (emek hariç) artık sınır tanımayışı, çok hızlı dolaşımıdır. Olumsuz yanı ise tam bir felaket! Sadece bir tek örnek bile felaketin büyüklüğünü gözler önüne serebilir. Örneğin, 2006 yılında yapılan bir araştırmada üç yaşındaki çocukların %70’inin Mc Donald’s logosunu tanıdıkları, ancak bu çocukların sadece yarısının kendi soyadını bildiği, ortalama bir on yaş çocuğun 300-400 tüketim markasına aşına olduğunu, ama 15 kuş ismini sayamadığı ortaya çıkmıştır.(3) Yani karşılıklı etkileşimin bir sonucu olarak en düşük ortak paydaya doğru değersiz bir yönelim söz konusudur. Yemede, içmede, giyimde, kullanılan eşyada, eğlencede, dilde, konuşmada… her şey benzeşiyor veya tekleşiyor. Yaşam biçimleri gittikçe aynılaşıyor. Farkında olmadan bu hayat tarzı hepimizi acımasızca kuşatıp içine alıyor.

 

Yeni hayat tarzının baskılaması ve çağrısı ile alışverişe çıkıldığında biraz gezinmek, biraz var olan sorunlardan uzaklaşmak, biraz yaşamın sıkıcılığından kurtulmak, biraz ihtiyaçları temin etmek, biraz da sıradan günlük yaşamın azıcık kabuğu kırılmak istenir. Zaten günlerin çoğu monotondur. Bir birinin benzeri ya da fotokopisidir. Bir günün bir öncekinden pek bir farkı yoktur. Bu nedenle, çoğu kez, yağmur yağdığında korunmak için bir saçak altına veya duvar dibine sığınır gibi değişiklik olsun diye alışveriş merkezlerine insanlar kendilerini atar. Var olduklarını kanıtlamak için de gerekli gereksiz harcamalar yapar. Buralarda tüketim çılgınlığı ve isteklerin tutkuya dönüşme hâlleri yaşanır. Sonrasında süzgeçte suyun durmadığı gibi paralar cep veya cüzdanlardan akıp gider. Kurulu çark çalışır ve sistem, “Zenginliği parası az olandan çok olana transfer eder.”(s.31). En nihayetinde uluslararası yardım kuruluşu Oxfam’in raporunda açıkladığı gibi “8 milyarderin serveti, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının varlığına eşit olur.” (16 Ocak 2017-Gazete ve TV’ler)

 

Bu yol, “zengini daha zengin yapmak fakire refahı götürmenin en garantili yolu” imiş. ABD ve Britanya’da politikacılar buna “damla etkisi” diyormuş.(s.32)

 

***

Philip Roscoe, iyi bir teolog ve işletme uzmanı olarak Harcıyorum Öyleyse Varım kitabında küresel boyutta ekonomik formatlamanın gerçek fotoğrafını çekerek çok-uluslu şirketlerin oluşturduğu mevcut sistemin gücünü hakkıyla yansıtıyor. Sistemin merhametsizliğini ekonomik bir lisanla anlatır: “iktisadi işlemler bu karşılıklı zincirlerin kırıldığı işlemlerdir. Hizmet veya ürün karşılığı paranın değiş tokuş edilmesi, tüm ikincil bağları güçlendirmekten ziyade koparır. Bir nesne, satın alındığında bir sahipten diğerine transfer edilmiş olur ve öncesindeki işgücüne, zamana ve mülkiyete dair tüm iddialar feshedilir” (s.13). Ve devamında, “Hatta ekonomiyi hayatımızın en mahrem yerlerine bile davet ettik” deyip malumu ilam eder (s.23).

 

Kitabıyla ilgili de şunları yazar: “Bu kitapta, satın alma işleminin (ya da harcama da diyebiliriz) çağdaş yaşamın belirleyici bir özelliği olması konusunu tartışıyorum. Harcıyoruz, öyleyse varız” (s.13). Nokta.

 

 

 

(1) Philip Roscoe, Harcıyorum Öyleyse Varım-Ekonominin Gerçek Maliyeti, (Çev: Aydın Çavdar), Ayrıntı Yayınları, 2015 İstanbul.

(2) Müslüm Üzülmez, Gecenin Islığı, Kendi Yayını, 2002 İstanbul, s.52. 

(3) Stephen Gren, Gerçek Değer, HSBC Yayınları, 2009 İstanbul, s.140.

 

 

e-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

web: http://www.uzulmez.info/muslum

Son Güncelleme (Cumartesi, 18 Mart 2017 22:50)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 


Mehmet_Coban1923 yılında ilan edilen cumhuriyet düzeninin ilk 27 yılında tek parti CHP hâkim. İktidar için seçimlere girecek başka parti yok. Hani bazen denemek için izin verilse de CHP’nin iktidarı sallanacağı anlaşılınca hemen kapatılıyor. Zaman zaman kurulan tek parti CHP iktidarı dönemindeki partiler seyrine bir bakalım.

Halk Fırkası Ankara 09.09.1923 tarihinde kurulan parti 10.11.1924 tarihinde isim değiştirerek, CHF (Cumhuriyet halk fırkası) oldu.

10.11.1924 yılında Halk fırkasından isim değiştirmeyle oluşan Cumhuriyet Halk Fırkası Ankara 09.05.1935 tarihinde isim değiştirilerek CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) oldu.

Böylece Halk fırkası olarak başlayan parti önce Cumhuriyet Halk Fırkası, sonra Cumhuriyet Halk Partisi olarak 27 yıl tek başına Türkiye Cumhuriyetini yönetti. Bu süreçte yapılan bütün seçimlerde merkezden seçilen milletvekilleri, kendi memleketlerinden olmasalar bile, zoraki tek seçenek olarak Milletvekili seçtirildiler.  

17.11.1924 tarihinde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 03.06.1925 tarihinde Vekiller Heyeti Kararı ile kapatıldı. Yani CHP’lilerin oluşturduğu Büyük Millet Meclisindeki vekillerin kararıyla kapatıldı. Çünkü yapılan kamu oyunda; yapılacak ilk seçimde CHP yok olacaktı. Kendi paçalarını kurtarmak için partiyi meclis kararı alarak kapattılar. Böylece yaşamasına bir yıl bile izin verilmedi. Çünkü dönemin iktidar partisi bir yıl için bile muhalefet partisine dayanamadı. Karşısında muhalefet oluşturmayarak faşizmi seçti.

12.08.1930 tarihinde İstanbul merkezli kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası 17.11.1930 tarihinde kuruluşundan 3 ay sonra baskılar karşısında Merkez Heyeti kararı ile feshedildi. 

29.09.1930 tarihinde Adana merkezli kurulan Ahali Cumhuriyet Fırkası 21.01.1931 Vekiller Heyeti kararı ile kapatıldı.

29.09.1930 tarihinde Edirne merkezli kurulmak istenen Türkiye Cumhuriyet Amele ve Çiftçi Partisine dönemin hükümeti için vermedi.

CHP muhalifleri anladı ki; parti kurarak CHP mücadele etmek mümkün değil. Çünkü CHP faşizan bir tutumla muhalif parti kabul etmiyor. Ya meclis kararıyla, ya hakem kararıyla, ya mahkeme kararıyla kim karşısına çıkarsa yaşamdan siliyordu. Onun için 1930 yılından 1945 yılına kadar, muhalefet yapmanın mümkün olmadığını görenler parti kurmaya cesaret edemediler. Güya özgürlüklerin savunucu CHP, kimseye parti kurdurmuyor. Kimsenin parti kurarak karşısına çıkmasına izin vermiyordu.

 

1945 yılında ülke Amerikan Nüfuz alanına geçip çok partili sisteme geçildikten sonra yerden mantar biter gibi birçok siyasal parti kurulmuştur. İçlerinde komünist, sosyalist, ırkçı, İslamcı partiler de vardır. Ancak çoğu ya kendiliğinden işlevsiz kalarak dağılmış, ya da kapatılmışlardır. Büyük çoğunluğu CHP’den ayrılan milletvekilleriyle kurulan Demokrat parti 1950 yılında ezici çoğunlukla kazandığı seçimler ile CHP’nin tek parti iktidar dönemini tarihe gömmüştür. CHP’nin tek başına iktidar döneminde topluma yaptığı baskılar, özellikle dindar, muhafazakâr kesimlere yaptığı acımasız uygulamalar nedeniyle; bugüne kadar CHP bu toplumlar tarafından cezalandırılıyor. Bazen ihtilallerin arkasından koalisyon veya tek başına iktidar olsa da, çok kısa sürüyor. Anında tepetaklak müzmin muhalefetine geri dönüyor. Ama bu gerçeği bir türlü CHP’liler anlamıyor. Hala kibirli, güya devleti kendileri biçimlendiriyormuş. Anadolu halkına kendileri ayar veriyormuş havası içinde davranıyorlar.

1950 -1923 yılları arası olan 27 yıllık CHP’nin tek parti iktidar dönemini; partileri ve seçimleri esas alan demokrasi ile yönetim kavramına sokmak yanlıştır. Bu dönemde CHP istemediği hiçbir oluşuma izin vermemiş. Hatta Cumhuriyetin ilanından önce kurulan birçok partiyi kapatmış veya Ankara Meclisi tarafından onaylanmamıştır. Bu nedenle 2017 yılından geriye doğru demokrasi adına değerlendirme yapmak için 1950 yılına kadar inmek gerekir. Yani 66 yılı değerlendirmek gerekir. 

Son Güncelleme (Cumartesi, 18 Mart 2017 22:52)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfEn iyi 


mehmet_aliPeygamberler, bilge kişiler değildir. Bilge kişileri olan toplumlara Allah elçi göndermez. Çünkü toplumun ihtiyacı yoktur. Bir toplumda bilge kişiler mevcut ise bu kişiler toplumlarını aydınlatır, onlara iyi-kötü, güzel-çirkin, hak-batıl olan şeyleri gösterirler. Toplumu reşit kılacak okullar açarlar, kurumlar oluştururlar yani salât ederler. İnsan, yaratılışı gereği ortak aklın kabul ettiği değerler ile fıtraten donatılmıştır. Örnek vermek gerekirse; haksız yere adam öldürmek tüm dünya insanlarınca kötü bir iş olarak kabul edilmiştir.

Allah toplum hayatına zulüm ve fesat çoğaldığında müdahale eder, onların içinden bir elçi seçer ve hikmet içerikli yani zulüm ve fesadı engelleyen kanun, düstur ve ilkeleri vahyeder. O elçi de toplumuna bu ilkeleri tebliğ eder. Toplumun bütün fertleri değil, akledenler, yani rüşde ulaşanlar bu kurallara kendi özgür iradeleri ile uyarak hem dünya hayatlarını cennet ederler, hem de ebedi hayatlarını cennet ederler.

Rabbimiz’in bu sınav döngüsünü programladığı biçimde sürdürmesindeki muradı, biz yaratılmış kullarından hangisinin ödüle lâyık, hangisinin cezaya müstahak olduğunu bilmesi için değildir. Bu sınav biz insanların kendimizi ve bizimle aynı zaman diliminde yaşayan insanların da bilmesi, mahşerde onları da tanık tutması içindir.

Kur’ân da isimleri verilen peygamberlerin seçildikleri toplumların tarihleri incelendiğinde, o toplumlarda zulüm ve fesadın doruk noktaya çıktığı görülmektedir. Örnek olarak Musa peygamber’in mücadelesi gösterilebilir.

Rabbimiz, İsrail oğullarının Firavun idaresinde nasıl zayıf duruma düşürüldüğünü, sömürüldüğünü, köleleştirildiğini mazlumların feryadını en iyi işiten ve gören olması nedeniyle toplum hayatına müdahale etmiş ve Musa (A.S.) ı elçi olarak seçerek, ona hikmet yani zulüm ve fesadı engelleyecek kanun, düstur ve ilkeleri (Tevrat’ı) vahyederek, o toplumu reşitleştirmiştir. Toplum rüşde ulaşınca da Musa (A.S.) ın önderliğinde bu zulüm yönetiminden kurtulmak için, Nil nehri üzerine barajlar inşa ederek, kuru yol üzerinden Mısır’dan çıkmışlardır. Kendilerini takip eden Firavun ve işbirlikçilerini de barajı patlattırmak suretiyle aynı suda boğmuştur. Arkeolojik araştırmalar ile bu baraj kalıntıları günümüzde ibret olarak gün yüzüne çıkarılmıştır.

Son Güncelleme (Pazartesi, 27 Şubat 2017 20:47)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün102
Dün3007
Tüm Zamanlar3956675
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 143 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2166
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?