Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon ÂHİRETE İNANMAYAN NAMAZ KILAR MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 17
ZayıfEn iyi 

mehmet_aliElinizdeki Meallere bakarsanız kılabilirler...!

Müddessir suresinin 40 ve devamındaki ayet grubu dikkatlice okunduğunda tüm insanlara temsilî olarak bir örnek verilmektedir. Bu âyet grubunda iki topluluğun, âhiret hayatlarından bir kesit gözler önüne serilmektedir.

Rabbimiz bize kılavuz olarak gönderdiği öğüt kitabı olan Kur’ân da Müddessir sûresinin 40 ve devamı âyetlerinde, gerçeği daha iyi kavrayabilmemiz için sanki bir tiyatro sahnesini gözlerimizin önünde canlandırmakta. Bakınız ne oluyor bu sahnede? Dikkatlice okuyalım ve bu sahneyi gözlerimizin önünde canlandırmaya çalışalım.

Bunlardan bir grubun, dünyada iken gördüğü alâmetlere bakıp düşünerek, bütün bunları yaratan bir yaratıcının olduğuna ve bu basit dünya hayatından sonra da herkesin yaptığı işlerin karşılığını göreceği âhiret hayatına inanmış, toplum için iyilik ve güzellikler üretmiş insanların içinde bulundukları Cennet yaşamları anlatılmaktadır.

İşte bu Cennet hayatı yaşayanların,  karşılarında bir topluluk daha var. Cennette bulunan insanlar bu topluluğa baktıklarında ne görüyorlar biliyor musunuz? Dünyada iken birlikte oturup konuştukları, birlikte yemek yedikleri arkadaşlarının Cehennemde ateşler içinde olduklarını görünce şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar ve onlara sesleniyorlar:  “SİZİ SEKAR'A (Cehennem ateşine) SÜRÜKLEYEN NEDİR?”

Karşı tarafta (Cehennemde) bulunan arkadaşları cevap verirler: BİZ, MUSALLİN yani SALÂTÇILARDAN [mâli yönden ve zihinsel açıdan destek verenlerden; toplumu aydınlatmaya çalışanlardan] DEĞİLDİK, miskini de yiyeceklendirmiyorduk; işsiz güçsüze de kendi ekmeğini kazanacak fırsat ve imkân vermiyorduk. Ve biz boşa uğraşanlarla beraber boşa uğraşırdık. Ve de biz, tartışılmaz ve karşı çıkılmaz olan ölüm, kıyâmet bize gelene kadar DİN GÜNÜ'NÜ YALANLIYORDUK” dediler. (Müddessir 43-47) Hakkı Yılmaz meali.

İşte asıl üzerinde dikkatlice durulması ve düşünülmesi gereken kısım. Genelde bu bölüm alelacele okunur ve geçiştirilir. Onun için bu gruptakilerin ortak vasıflarını maddeler halinde sıralayalım.

1)Musallin yani salâtçılardan değildik. (Salât sözcüğünü kök anlamından koparıp da namaz olarak anlamlandırırsak, “namaz kılanlardan değildik” şeklinde anlaşılır.)

2)İmkânları olmadığı için muhtaç durumda bulunan [miskinlerin] karınlarını doyurmalarını, ekmeklerini kazanmalarını sağlamaya yanaşmıyor, buna karşı bir istek duymuyor, birbirimizi bu konuda teşvik etmiyorduk. Eğer miskin durumuna düşürülmüş kişileri sabah-akşam doyurursanız sizin köleniz olurlar. Rabbimiz bunu istemiyor. Bu miskin, hareketsiz hale getirilmiş kişilere kendi kazandıkları ile geçinecekleri iş imkânı sağlamamız isteniyor.

3) Ve biz boşa uğraşanlarla beraber boşa uğraşırdık.”

4)Ve de biz, tartışılmaz ve karşı çıkılmaz olan ölüm, kıyâmet bize gelene kadar DİN GÜNÜ'NÜ YALANLIYORDUK. Din Günü, âhiretteki hesap günüdür. Hesap Günü, iyilerin iyiliklerinin, kötülerin de kötülüklerinin tam karşılığının verileceği gündür. 

 

Şimdi de örnek olarak Diyanet Vakfı Mealindeki 43. âyetine bakalım. 

Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik.” Araştıracağınız diğer meallerde de aynı anlamlar verilmekte.

Önyargılarımızdan arınarak bir düşünelim. Din gününü yalanlayan, yani öldükten sonra kıyamet günü tekrar diriltilip, hesaba çekileceğine inanmayan bir kişinin namaz kılması düşünülebilir mi? Veyahut bu kişi dünyada iken âhiret hayatına inanmadığı halde, şeklen namaz kılmış olsa Cehennem hayatından kurtulabilir mi?

Oysa Rabbimiz bu âyet grubunda din gününe inanan kişilerin salât etmeleri durumunda Cennete girebileceklerini bizlere duyurmaktadır. Yani âhiret hayatına inanmadığı için salât etmeyenlerin (namaz kılmayanların değil) Cehennem ateşinde olacaklarını bildirmektedir. Âhiret hayatına inanmayan bir kişinin namaz kılmasını beklemek ne kadar anlamsız değil mi?

Âyetin orjinalineki musallîn sözcüğü salât edenler anlamındadır. İşte salât sözcüğü kök anlamı olan malî yönden ve zihinsel açıdan topluma destek vermek olarak anlamlandırıldığında, hiçbir çelişki olmamaktadır. Salât sözcüğünü namaz kılmak olarak meallendirirseniz, Kur’ân içinde anlamsız bir mesaj veriliyormuş tehlikesi oluşmaktadır.

Bir de şöyle düşünün. Müddessir sûresi, Mekke döneminin ilk yıllarında inmiştir. Daha o zaman şimdi namaz olarak bildiğimiz ritüel ibadet şekli henüz yoktu. Ama toplum tarafından eskiden beri bilinen ve her peygambere emredilen salât vardı. Çünkü SALÂT DİNİN DİREĞİDİR.

Hatta Muhammed (A.S.) daha peygamberlik ile görevlendirilmeden önce salât ederken (Bir ihtiyaç sahibine yardım edip, destek verirken) kendini kerim sanan Mekke’nin ileri gelen bir sömürücüsü tarafından “Bu salât işi sana mı kaldı, yardım da olsa yapılacaksa biz yaparız” diyerek tartaklanmıştı. (Alâk sûresindeki “O salât edeni engelleyeni gördün mü?” âyeti.) Peygamberimize peygamberlik görevi, yürütüldüğü Mescid-i Âksâ’da bu olay üzerine verilmişti. 

İslâm âlimleri, Müddessir sûresinin anlamlandırılmasında, aklî ve mantıkî bir çelişki oluşmaması için bin bir türlü tevile başvurmak zorunda kalmaktadırlar. Edebî ve süslü cümleler kurarak gerçeğin üzerini örtmektedirler.

Araştırmacılar, ilim adamları her şeyden önce ilm-i vazıı (lügatlerde sözcüklerin ilk konuluş anlamlarının araştırıldığı ilim dalı) konusunda ciddî çalışmalar yapmalıdırlar. Kadim lügatlerden özellikle salât sözcüğü üzerinde ciddî araştırmalar yapmalıdırlar. Salât sözcüğünün kök anlamından kimler tarafından ve ne amaçla saptırıldığı konusunu tarafsız bir şekilde araştırmalıdırlar.  Yoksa “Bu zamana kadar böyle anlaşılmış” diyerek, Kur’ân dışı kaynakları delil gösterip, Rabbimiz huzurunda sorumluluktan kurtulamazlar.

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Mehmet Ali Oğuz

Em. C. Savcısı

Son Güncelleme (Çarşamba, 21 Haziran 2017 12:13)

 

PostHeaderIcon GERÇEK DEMOKRATİK YÖNETİMİN BAŞLANGICI HANGİ SÖZLEŞME: MEDİNE Mİ, MAGNA CARTA MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

ilhan akkurtToplumsal sözleşme, adı üstünde toplumu oluşturan bireylerin hak ve hukukunu belirleyen antlaşma veya anayasadır. Böylece insanlar fikir birliği ederek yaptıkları bu antlaşmayla, bir arada yaşayan çeşitli bireylerin hakları korunarak olası çatışmaların önüne geçilmektedir. Hayvanlar âleminde bu iş iç güdü ile güçlünün üstünlüğü ve hâkimiyetiyle halledilmektedir. Yönetim ve üstünlük, binlerce yıllık insanlık tarihinde seçim ve adaletten uzak, hayvanlar âlemine benzer şekilde güçlünün eliyle yürütülmüştür. İnsanlar ötekileştirilerek katledilmiş hak hukuk gözetilmemiştir. Günümüzdekine benzer seçimle oluşan anayasal yöntemin mucidi olarak batılı ülkeler sanılmaktadır. Batıda bu işin bilinen en meşhur uygulaması 1789 Fransız İhtilali sanılsa da, işin başlangıcı İngiltere’de 1215 yılında imzalanan Latince “Büyük Özgürlük Fermanı” anlamına gelen Magna Carta Libertatum isimli antlaşmaya dayandırılır.

Britanya Adası’nı ele geçiren Fransız Kralları yerli derebeyi ve baronların güçlenmesini önlemek için onlara baskılar uyguluyordu. 150 yıl süren baskılara karşı direnen yerli baronlar, Fransız kökenli İngiliz Kralı Yurtsuz John’u yenerek imzalatılan bu belge ile kralın ilk kez yetkilerini kısıtlanmış, halka bazı hak ve özgürlükler tanınmıştır. Günümüzdeki anayasal düzene ulaşana kadar yaşanılan tarihi sürecin en önemli basamaklarından birisidir. Aslen Papa III. Innocent, Kral John ve baronları arasında, kralın yetkileri hususunu karara bağlamak amacıyla imzalatılarak baron ve din adamlarından oluşan bir meclis kurulmuş oldu.  Kralın bazı yetkilerinden feragat etmesini, kanunlara uygun davranmasını ve hukukun kralın arzu ve isteklerinden daha üstün olduğunu kabul etmesini zorunlu kılıyordu. Bazı maddeleri şöyledir:

1. Hiçbir özgür insan yürürlükteki yasalara başvurmaksızın, tutuklanamaz, hapsedilemez, mülkü elinden alınamaz, sürülemez ya da yok edilemez.

2. Adalet satılamaz, geciktirilemez hiçbir özgür yurttaş ondan yoksun bırakılamaz;

3. Yasalar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli kilise adamları ile baronlardan oluşan bir kurula danışılmadan haiz yoluyla ya da zor kullanarak toplanamaz.

Magna Carta 63 maddeden oluşmuştur ve birçok önemli maddesi vardır fakat 39. madde’nin önemi farklıdır. Çünkü 39. madde günümüz hukuk sisteminin temellerini atmıştır.

39. Madde: “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

Bu sayede derebeyleri, baronlar ve kontlar üzerinde kralın keyfi baskıları kalkmış, kral ve derebeylerin karşılıklı vazifeleri belirlenmişti. Fermanın ilan edilmesi ile derebeyleri büyük imtiyazlar elde etti ve derebeylik mefhumu sağlam bir zemine oturtuldu. Halk ise yine köle gibi-serf olarak kalmış, derebeylerin toprakla birlikte alıp sattığı konumdan kurtulamamıştı. Buna rağmen bu antlaşma ve kurulan meclis batıda demokrasi, insan hak ve özgürlüklerinin başlangıcı sayılmıştır.

Oysa bu antlaşmadan 593 yıl önce 622 yılında yapılmış MEDİNE SÖZLEŞMESİ ismiyle başka bir antlaşma daha vardır. İslam Peygamberi Hz. Muhammed M.S. 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç etmesiyle taraftarları Müslümanlar ile  Yahudiler ve Müşrik Araplar arasında birlikte yaşamanın kurallarını belirlemişlerdir. Bu tarihte Medine’de 10.000 kişinin yaşadığı, bunlardan 1.500’ünün Müslüman, 4.000’nin Yahudi ve 4.500’ünün Müşrik Arap olduğu tahmin edilmektedir. Kabile ve akrabalık hukukuna göre yaşayan Araplar ilk defa böyle çok kültürlü ve ırklı bir antlaşma ile karşılaşmışlardı. Bu antlaşmanın 2. maddesi bu topluluklar, din ve hukuk temelinde “diğer insanlardan ayrı bir ümmet” olarak tanımlanmıştır. 

Son Güncelleme (Cumartesi, 27 Mayıs 2017 18:20)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün706
Dün1298
Tüm Zamanlar4265921
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 80 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2633
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?