• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon GLOBAL EŞKIYADAN NASIL KURTULUNUR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 


MustafaYulug1Bozuk plak gibi yineleyip duruyoruz: Soğuk savaş sonrası dünya büyük sermayesi, kendi arasındaki çelişkileri büyük ölçüde çözümleyerek tama yakın bir ‘entegrasyon’ kazandı. Artık temel çelişki bu birleşmiş ve küreselleşmiş sermaye ile dünya halkları arasında. Dolayısıyla, Mevlana’nın dediğine benzeterek ‘Bütün dedikleriniz dün içindi cancağızım/ Bugün yeni şeyler söylenmesi lazım’. Global sermaye, dünyanın birçok ülkesinde, değişik yoğunluklarda olmak üzere, egemenlik kurmuş durumda. Bunu da silah, uyuşturucu, kaçakçılık, mafya, kumar, para ve öteki sahtecilik gelirleri ve her türlü ‘uyduruk’ satın alma güçleriyle ‘finanse ettiği’ güvenlikçiler, paralı asker ve katiller, ücretli yöneticiler ve istihbaratçılar, çeteler, siyasal partiler, dernekler, cemaatler, avanta tutkunu iş adamları, üniversiteler, medya ve bunlar gibi başka topluluklar aracılığıyla gerçekleştirip sürdürüyor. Amacı için savaşlar ve özellikle de iç savaş çıkarmak, insanları etnisite, inanç, dil, köken, tarih, cinsellik, aşırı gelir ve varlık farklılıkları ve hatta giyim kuşam üzerinden kavgalara sürüklemek gibi uygulamaları da sürekli devreye sokuyor global sermayemiz, bu işler için özel eğitilmiş ve atanmış adamları aracılığıyla…

 

Yine bozuk plak gibi, cari bölünmelerin sermaye destekli olduğunun bilincine varıp, genç kuşakların, doğrudan gençlik

ve herkes için üretim olguları üzerinden birleşerek ve ayrıca da bütün dünya gençleri ile omuz omuza durarak, halklara umut olacak bir barışçı siyasal savaşım başlatmalarının kesinlikle gerekli olduğunu yineliyoruz durmadan.

 

Diyelim, dünya genç kuşakları böylesine büyük bir görevi üstlenme gibi bir yücelme içine giremediler. Başka bir kurtuluş umudu daha var: O da çok sayıda yoksul barındıran Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkelerin hızla büyüyerek dünya üretim olanaklarına giderek daha fazla egemen olmaları… Çin ihracatta dünya birincisi oldu bile ve bir tahmine göre GSMH’sı, 2023 yılında, ABD’nin bir mislinden fazla olacak. Hindistan Mars’a bile bir füze salladı da sokaklarda, naylon çadırlarda pislik içinde yaşayan milyonlarına dönük, Çin gibi, bir atılım içine daha giremedi. Brezilya’nın favela’ları da öyle. Ama bunlar da kesinlikle olacaktır. Çin’in Afrika’da yerel kişilerle bin kadar şirket oluşturduğunu bir yerlerde okuyunca epey umutlandım. Çin’in bir de uluslararası rezerv para yaratmak gibi bir girişimi var. İleride, bir şey üretmeden gönenç içinde yaşayan para haydutlarının paraları geçersiz sayılır ve sorun çözülür (ABD’de, birçok insanın böyle bir olasılığa karşı mal stoku yapmakta oldukları bir televizyon programında belgelendi).

 

Bu da olmadı ya da gecikti, diyelim. Bu kez de bilimdeki gelişmelerden umutlanmak gerek. Genetik ve öteki temel bilimler insan beyninin sırlarını açığa çıkarmaya doğru hızla yol alıyorlar.

İnsanları birbirine düşüren, milyonların ölümünü yalnızca bir rakam olarak algılayan, bunca açlık ve sefalete karşı şuursuzca tıkınarak haremleriyle başa çıkmaya çabalayan akıl hastalarının, internet üzerinden ve(veya) bir virüsün yayılması yoluyla tedavi edilebileceği bir çağa niçin ulaşmayalım…

Son Güncelleme (Cumartesi, 12 Kasım 2016 21:47)

 

PostHeaderIcon YENİ YÜREKLERE HİCRET ETMEK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 


Hiç şüphesiz bu Kur’an’ı (okuyup amel etmeyi) farz kılan Allah, elbette seni dönülecek yere döndürecektir.
(28/Kasas, 85)

 

mer_naciHicri 1435 yılına girmiş bulunuyoruz. 4 Kasım itibariyle hicri yıla başlamış olduk. İslam tarihi açısından çok önemli bir gündü. Hicretle birlikte öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar tarihe damgasını vuran gelişmelerdi. Hocalarımızın vahyedilen ayetleri Mekki ve Medeni diye ayırmasının esasında hicret yer almaktadır. İslam tarihine kaynaklık edecek süreçlerin çoğu hicretten sonra başlamıştır ve yaşanmıştır.

 

Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye gitmesi hicret olarak kabul edilir. Tabi bu hicret, durup dururken gelişen bir şey değildir. 13 yıla yakın bir Mekke dönemi yaşanmıştır. Mekke dönemi, Peygamberimiz ve Müslümanlar için zor ve kor yıllardı. Her türlü zulme ve işkenceye maruz kalmışlar, malları yağmalanmış, bazıları öldürülmüş, alay edilmiş, aşağılanmışlardı. Peygamberimiz âdeti olduğu üzeri her Hira dönüşünde Kâbe’ye uğrar, tavaf yapmadan evine geçmezdi. Tavaf sırasında fiili ve sözlü saldırıya uğrardı. Bir keresinde namaz kılarken üzerine deve işkembesi bile attırmışlardı.

Hazreti Hatice annemizin ve amcası Ebu Talib’in vefatı Peygamberimiz için daha da zor günlerin habercisiydi. Taif olayı ve boykot yılları bu zorlukların zirvesi olmuştu. İşte bu yaşananlar hicreti zorunlu hale getirmişti. Peygamberimiz daha fazla zarar görmemeleri için bazı Müslümanların Habeşistan’a hicret etmesini salık veriyor, onları adil bir hükümdar olan Necaşi’ye gönderiyordu.

 

Peygamberimiz, hayatının en güzel günlerini yaşadığı Mekke’sinden ayrılmak zorunda kalmıştı ve bir insan için hele de naif bir insan için bu oldukça zordur. Hz. Ebubekir ile birlikte üç gün kaldıkları Sevr’den inerken Mekke’sine bakmış ve gözyaşlarına hâkim olamamıştı. Hissiyatını şöyle dile getirmişti: “Ey Mekke biliyorsun ki yeryüzünde bana senden daha sevimli bir yer yoktur, eğer kavmim çıkartmasaydı asla seni terk etmezdim.” Sadrına genişlik ve huzur veren haber yücelerden,  Rabbimizden gelmişti: “Hiç şüphesiz bu Kur’an’ı (okuyup amel etmeyi) farz kılan Allah, elbette seni dönülecek yere döndürecektir.” (28/Kasas, 85) Teselli yüceler yücesinden gelince Peygamberimiz gönül huzuru içinde yoluna devam ediyordu.

 

Müşrikler, kırk yıllık hemşehrilerine Mekke’yi dar ederken, Medine’liler onu bağırlarına basmış, muhterem bir kardeş ilan etmişlerdi.

 

Medine yeni bir nefes, yeni bir açılım, yeni bir başlangıcın ruh temellerinin atıldığı bir mekân olmuştu. “Bir coğrafi mekân, oranın kendi sakinlerince fethe hazırlanmamışsa orayı hiçbir ordu fethedemez.” anlayışı burada da kendini göstermişti. Akabe görüşmelerinin ardından Mus’ab b. Umeyr genç bir öğretmen olarak Medine’ye davet edilmiş, gayretli bir çalışmanın ardından öncelikle gönülleri bu hicrete/fethe hazırlamıştı. Mekke’de silahsız bir sokaktan bir başka sokağa gidilemezken, Medine tamamen gönüllerdeki sevgi silahı ile adeta fethediliyordu. Ve bir gün dönülecekti. Aziz ve hamid olan Allah öyle teselli etmişti peygamberimizi. Bu dönüş tabiî ki bambaşka bir dönüş olacaktı. Hicretin ilmek ilmek sekiz yıl dokunduğu Medine, Mekke’ye taç oluyordu.

 

İşte hicret, imanın gönüllere ilmek ilmek nakşedildiği, zirve yaptığı, imana göre amel etmenin bedenin tüm hücrelerince hissedilip benimsendiği bir başkalaşma, bir dönüşüm, bir uyanış, bir diriliş, tertemiz yüreklerin ve başlangıçların Allah’a arz edildiği bir yürek seferberliği, bir gönül harekâtı, bir içe, öze dönüş yolculuğudur.

 

1435. yılında hicretin bize vereceği dersler, yeniden uyanışımıza, dirilişimize, kendimize, özümüze, fıtratımıza dönüşümüze vesile olacaktır.

 

 

Hayat bir hicrettir. Özünde geldiğimiz Rabbimize dönüşümüz vardır.

Hicret bir yolculuk halidir.

Hakkıyla yapılan bir hicret, yolu bahşedene sadık olmanın adıdır.

Tarihsel olan hicret Mekke ile Medine arasında olmuş ve bitmiştir. İnsanın hicreti ise doğumdan ölüme kadar devam edecektir. Tarihsel olandan, yaşadığımıza kül değil, kor taşıyacağız, içselleştireceğiz ki yolumuzu şaşırmayalım, kaybetmeyelim.

 

Hicret bir yolcuktur ya, asıl olan yolun sahibine sadık olmaktır. Bu sadakat bize istikamet kazandırmalıdır.

Hicretin kayıpları vardır,

Kaçkınları vardır,

Yolda kalanları vardır, yola terk edilenleri vardır. Hakkıyla kuşanacağımız hicret ruhuyla birlikte kayıplarımızı, kaçkınlarımızı, yolda kalmışlarımızı, yola terk ettiklerimizi yeniden arayıp bulacağız, hem de cennetini kaybetmiş insan misali arayıp bulacağız. Yeniden olması gereken istikamet üzere sokacağız. Özüne, fıtratına, kendisine rabbine dönmesine zemin hazırlayacağız.

 

İmanımızı hâkim kılma, onu Rabbimizin istediği bir şekilde yaşama adına her türlü gayretimiz, mücadelemiz hicretimiz olacaktır.

1435. Hicri yılımızın hicretimize istikamet katması dualarımla.
 

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2821
Dün4918
Tüm Zamanlar3775937
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 246 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1316
İçerik : 1480
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?