Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon TEK TİP KIYAFET ÖZGÜRLÜĞÜ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 54
ZayıfEn iyi 


abdulkadirÇocuklarımızın, “Anadolu’nun renklerine uygun” olarak yetişmelerinde, uygulanan eğitim programı, okul iklimi ve insan ilişkileri kadar,  kıyafet çeşitliliği de önemli bir paya sahiptir. Eğer bu kültür ve anlayışın devamını ve geleceğe taşınmasını istiyorsak, çocuklarımızı buna uygun bir eğitim programı ile yetiştirmemiz şarttır. Aynı şekilde hem eğitim ortamlarında hem de hayatın diğer alanlarında “farklılıklara tahammül etme ve farklı tercihleri hoş görme” gibi bir takım medeni insan ilişkileri noktasında kendilerine “model” olmamız gerekir.
  

Eğer çocuklarımızın “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür ve yüksek karakterli” olmasını istiyorsak, onları eğitim kurumlarında  farklı görüş, anlayış, kültür ve yaşam tercihleriyle tanıştırmamız ve onlara Anadolu’nun dokusuna uygun ortamlar sunmamız gerekir.

 

Bugün hala birçok kişi, okullarda uygulamaya başlanan “sınırlı serbest kıyafet düzenlemesi”ne, ''çocuklar arasındaki gelir farklılığını ortaya çıkardığı” kaygı ve gerekçesiyle karşı çıkmaktadır.

 

Sosyolojik, psikolojik ve bilimsel hiçbir temele dayanmayan bu tür kaygılar son derece yersizdir.

 

Zira, gerçek yaşama bakıldığında, “tek renk ve tek tip kıyafet uygulaması” çocuklar arasındaki zengin ve fakir farkını kapatmaya yetmediği açıkça görülmektedir. Çünkü bir öğrencinin markalı çantası, ayakkabısı, ders araç gereci, cep telefonunun modeli, kantinde harcadığı harçlık miktarı, okula gelirken kullandığı ulaşım aracı, velisinin mesleği, ikamet ettiği ev/semt gibi sayısız faktör, sosyo-ekonomik düzeyi hakkında yeterince fikir vermektedir.

 

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda öğrenim gören tüm öğrencilerin kılık kıyafetleri, “Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik”te düzenlenmiştir.

 

Sözü edilen Yönetmelikte, 25 Temmuz 2013 tarihinde bir değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişikliğe göre, öğrenciler okul, sınıf ve şubelerde tek tip kıyafet giymeye zorlanmayacak. Ancak okul yönetimi ve okul-aile birliğinin koordinatörlüğünde, yönetmelikteki “kılık kıyafet sınırlamaları” ile ilgili maddede yer alan sınırlamalara aykırı olmamak kaydıyla, velilerin yüzde 50'sinden fazlasının muvafakati alınarak ilgili eğitim-öğretim yılı için okul kıyafeti veya kıyafetleri belirlenebilecek.
 

Son kıyafet düzenlemesi zannedildiği gibi, “sınırsız ve sorumsuz bir serbestliği” getirmemekte,  sadece “tek tip ve tek renk kıyafet dayatmasını” bir nebze esnetme imkanı vermektedir. Çünkü Yönetmeliğin 4. Maddesi’nde, kılık ve kıyafete ilişkin bir dizi sınırlamalar sıralanmıştır.

 

Buna göre öğrenciler:

Öğrenim gördükleri okulun arması ve rozeti dışında nişan, arma, sembol, rozet ve benzeri takılar takamaz.

İnsan sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve mevsim şartlarına uygun olmayan kıyafetler giyemez,

Yırtık veya delikli kıyafetler ile şeffaf kıyafetler giyemez.

Vücut hatlarını belli eden şort, tayt gibi kıyafetler ile diz üstü etek, derin yırtmaçlı etek, kısa pantolon, kolsuz tişört ve kolsuz gömlek giyemez.

Siyasî sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamaz ve giysileri giyemez.

Okul içinde baş açık, saçlar temiz ve boyasız olarak bulunur, makyaj yapamaz, bıyık ve sakal bırakamaz.

 

Burada da açıkça görüldüğü üzere, öğrencilerin kılık ve kıyafete ilişkin kısıtlama sadece “başın açık” olmasıyla sınırlı değildir.

Dolayısıyla sözü edilen düzenlemede sıralanan bir dizi sınırlamanın her birinin ihlalinde, aynı tavrın gösterilmesi ve aynı işlemin yapılması gerekir.

Zira Anayasa’nın: “idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” (Madde:10) maddesi bunu gerektirmektedir.

 

Çocuklarımıza tek tip kıyafeti reva görürken, kuvvetle muhtemel farkında olmadan acaba onlara: “Sen, belli bir yaşa gelmiş, merkezi sınavlarda önemli başarılar elde etmiş olabilirsin. Ancak ne giyeceğine karar vermeye ve kıyafetinin rengini, modelini ve desenini seçmeye aklın pek ermez, sen onu bize bırak.” Mesajını vermiş olmuyor muyuz? Dolayısıyla düğünde, taziyede, tatilde, okulda, … giyeceği kıyafeti seçme inisiyatifine sahip olmayan gençlerden, “okuyan, anlayan, görebilen, görebildiğinden anlam çıkaran, ders alan, düşünen ve anlama yeteneğini eğiten bireyler” olmalarını beklemek ne kadar gerçekçidir?

Abdulkadir YILDIZ

(Eğitimci Yazar)

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

PostHeaderIcon ŞEMS-İ TEBRİZİ’NİN HUZURUNDA

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 

Şems bir soruydu

Bir cevaptı Mevlana

Şam çarşılarında Mevlana

Aradı durdu Şems’i

Bir yitirip bir buldu Şems’i

Şems bir bengisuydu O’na

( Sezai Karakoç,Hızırla Kırk Saat )

 

Ufkumuzun daraldığı,maddenin cenderesinde sıkışıp kaldığımız ve yalnızlaştığımız bu çağda  maneviyat büyüklerine çok ihtiyacımız var.Atalarımız,unutulmamaları için,başta peygamberler olmak üzere büyük insanlar için dünyanın birçok yerinde türbeler ve makamlar yapmışlardır.

Medine’de peygamberimizin türbesi,Şam,Bağdat ve Kudüste birçok peygamberin makam ve türbeleri,İstanbul’da Eyyubül Ensari  (peygamberimizin Medine’ye hicretinde evinde misafir olduğu zat),Konya’da Mevlana,Bursa’da Emir Buhari hazretlerinin türbeleri…Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Sezai Karakoç,bir yazısında : ''Türbeler,içlerinde yatanların,yatırların yeryüzüne ta ruhlarından vurdukları damgalardır. ''der.

Bunun yanında türbelerde yatan insanları putlaştırmak, onlar için kurban kesmek,mum yakmak,bez bağlamak,dilekte bulunmak vb.İslam inançlarıyla bağdaşmadığı gibi orada yatan insanlara da saygısızlıktır.

Bu yazımızda Mevlana’nın gönül dostu Şems-i Tebrizi üzerinde durmak istiyoruz. Şems-i Tebrizi 1180 yılında Tebriz de doğmuştur.Birçok alimden ders almış,birçok şehri dolaşmış,ilahi aşkla yanıp tutuşan evliyalardan biridir.Rivayete göre 1247 de Konya’ da şehid edilmiştir.Niğde’nin Eskisaray Mahallesindeki Kesikbaş Türbesi ve makamının ona ait olduğu söylenmektedir.

Şems-i Tebrizi’nin  Konya,Tebriz, Pakistan ve Niğde de türbeleri ve makamları vardır.Gerçek türbesinin hangisi olduğu hakkında farklı görüşler vardır.

Şems-i Tebrizi Makalât adlı eserinde «Allah'a yalvardım. ‘Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et’ dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Anadolu'da olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.»

Son Güncelleme (Cumartesi, 14 Aralık 2013 19:50)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün43
Dün2585
Tüm Zamanlar4112788
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 138 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2235
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?