• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon KURŞUN KALEMLİ ŞAİR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfEn iyi 


MadibesAkif’in Hayatında Veteriner Hekimliğin İzleri

“Akif yalnız bizim asrımızın değil, hatta tarihimizin en büyük destan şairidir.” diyor Cenab Şahâbeddin. Onun kalbi katı hislerden çok uzak ve çok yüksek iki aşk ile yanar; din aşkı, vatan aşkı. Türk ve İslam tarihi Akif’ten daha büyük bir şair tanımaz. Alnında parıldayan inancın ışığını, ölümsüz mısralara dönüştüren, köylüsünden kentlisine, avamından havasına, her gönüle hitap etmesini bilen şair, mütefekkir, devlet adamı, önder.

Mehmet Akif, İstiklal Marşının Şairi olması sebebiyle “Milli Şair” unvanını haklı olarak almış ve onun bu unvanı tek başına bir insanın mensubu olduğu milletten alabileceği en büyük ödül ve paye olmuştur. “Allah bu Millet’e bir daha İstiklal Marşı yazılacak günleri göstermesin.”

Onun çok vasfı olduğunu biliyoruz. Ancak Mehmet Akif’in veteriner hekimliği, ondan söz edenlerin her nedense ya hiç aklına gelmez, yahut en sonunda hatırlanır. Oysa Mehmet Akif’in düşünce ve his dünyasında veteriner hekimliğinin işgal ettiği yerin ne kadar önemli olduğu, hayat tarzından ve şiirlerinden anlaşılıyor.

Mehmet Akif’i veteriner hekimlik mesleğinin meseleleri ile bu derece ilgili kılan neydi? Hiç şüphesiz bu mesleğe olan inancı, Akif’in okul hayatında ve ilk meslek yıllarında çok değerli hocaları olmuştu.

19.yüzyılın son çeyreği,Osmanlı Devleti’nin müspet ilim alanında hamle yıllarıydı. II.Abdülhamit Han zamanında birbiri ardından hizmete giren bilim yuvaları, yurtta ilime ve tekniğe yönelen kalplerin sayısını arttırıyordu. Yurt dışında eğitim gören milliyetçiler, medeni dünya ile açılan teknik mesafeyi kapatmaya çalışıyorlardı. Bu ilim ve teknik çabalarının en verimli olduğu alanlardan biri de veteriner hekimlik alanıydı.

Pasteur’un 1885 yılında kuduz aşısı tatbikatını duyurmasından sonra hemen ertesi yıl ülkemizden üç kişilik bir bilim heyeti, Pasteur Enstitüsü’ne Osmanlı Devletinin maddi armağanları ile beraber tebriklerini götürüyor, ilmi alışveriş böylece başlıyordu. Osmanlı Devleti 1887 yılında dünyanın 3. Kuduz Müesesesi’ni bu temaslar sonucu kurdu.

1893 yılında açılan ilk Veteriner okulu işte bu ortamda öğrencilerini eğitti. Veteriner Hekim adayı Mehmet Akif, Pasteur’un ilim yolundaki çabalarını sıcağı sıcağına bu yuvada öğreniyor, gizliden gizliye ona büyük bir sevgi besliyordu. Nitekim arkadaşı Mithat Cemal’in kaydettiğine göre, okul yıllarından sonra Akif’in kütüphanesinde Pasteur’un resmi hiç eksik olmamıştı. Hele Pasteur’un de kendisi gibi ilahi düzenin inanırı olması Akif’teki Pasteur sevgisini arttırıyordu.

Mithat Cemal diyor ki:

“Akif Pasteur’un adını heyecanla söylüyor heyecanla dinliyordu. (Sonradan anlıyorum) Bu heyecan Akif’te meftunluk tavrı almıştı. Kütüphanesinden Pasteur’un resimlerini çıkarır, dudağında ince tebessümle bu resimlere dalardı.”

Akif’in mesleki hayatında hep kendini hissettirirdi.1908’de kurulan ilk veteriner derneği “Osmanlı Cemiyet-i İlmiye Baytariyesi”nin kurucusu O idi. Yine ilk Veteriner dergilerinden biri olan “Mecmua-i Fünun-u Baytariye”nin yayın kurulu üyeleri arasında bulunuyordu.

Mehmet Akif’in önderlik ettiği mesleki derneklerden bir diğeri 1910 yılında kurulan “Baytar Mekteb-i Alisi Mezunin Cemiyeti”ydi. Cemiyetin “Risale-i Fenn-i Baytari”adlı yayın organı Akif’in idaresi altındaydı.

Memuriyet Sicil Kayıtlarında Veteriner Hekim Mehmet Akif Ersoy

Bu yazımın konusunu ve iskeletini oluşturan bilgi ve belgeler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının sicil arşivi ve personel kayıtlarından derlenmiştir. Söz konusu belgelerin büyük bir kısmı Osmanlı’ca, 1930’lardan sonraki döneme ait bazıları da günümüz Türkçe’siyle yazılmıştır.

Akif, Türkiye’de kurulan ilk sivil Veteriner Okulunun bir numaralı öğrencisidir ve aynı zamanda çok başarılı bir talebelik hayatının sonunda mezun olurken de okulun birincisidir.

Veteriner İşleri Genel Müdür Yardımcılığına kadar yükselen Mehmet Akif’in veteriner Hekim olarak sürdürdüğü 20 yıl civarındaki meslek hayatında da kuşkusuz dürüstlük, fedakarlık, başarı, yüksek bir ahlak anlayışı ve seciye ve erdem vardır.

Fatih dersiamlarından İpek’li merhum Tahir Efendi’nin oğlu olarak hicri 1290  yılında bugünkü Çanakkale ilinin Bayramiç kazasında doğmuştur.

Başlangıç ilimlerini (mukaddemât-ı ulumu) özel surette ders alarak tahsil ettikten sonra Mülkiye İdadisine (Lise) girerek buradan Rumi 1305 yılında bir kıt’a şehadetname (diploma) aldığını ve arkasından Mülkiye Baytar Mektebine (Veteriner Fakültesi) girerek dört yıl eğitim aldıktan sonra Rumi 1309 yılında sınıf birincisi olarak mezun olduğunu ifade etmiştir. Şiire ilgisi de bu yıllarda okulun son iki senesinde başlıyor.

Mehmet Akif’in kendi ağzından özgeçmişini anlattığı sicil belgesinde devamla, yirmi yaşında iken yani Rumi 1309 yılında 710 kuruş aylık ile Orman ve Madenler Bakanlığı Ziraat İşleri Fen Heyeti Beşinci Şube Müfettişi Muavinliğine tayin edildiği yazılmaktadır.

Görev yeri İstanbul olmasına rağmen Akif, 4 yıl Rumeli, Anadolu ve Arabistan’ın çeşitli bölgelerinde görev yapmıştır.

Bu seyahatler Akif’in gözlem gücünü, toplumu daha yakından tanımasını sağlamış olmalıdır. Akif bu dönemdeki gözlemlerini şiirlerinde son derece gerçekçi bir şekilde kullanır. Yine bu ve bundan sonraki seyahatler Akif’in hem düşünce tarzını hem de şiir anlayışını temellendirir.

Tarım Bakanlığı Ziraat Genel Müdürlüğünün Personel Müdürlüğüne hitaben yazdığı 14.07.1936 Tarih ve 808 sayılı yazıda Mehmet Akif’in Öğretmen iken 1920 de Milletvekilliğine seçildiği ve o zamana ait sicil kayıtlarının gönderildiğini ifade etmektedir.

 

 

PostHeaderIcon İzmir’in bir Çınar’ı, Fidan Boylu Yiğidi Özülke’ye Göçtü: Mehmet Eker Ağabey Hakk’a Yürüdü

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfEn iyi 



MehmetEkerAbiHizmet ehli, gönül eri, bir iman ve aksiyon adamı Ensar Vakfı İzmir Şubesi Başkanı Mehmet Eker ağabey Hakka yürüdü.  11 Aralık 2016 Pazar Günü Mevlid Kandil’ini idrak ettiğimiz bir günde İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camiinde bütün sivil toplum örgütü mensuplarının, sevenlerinin, dostlarının, arkadaşları nın ve ensar camiasının katıldığı cenaze merasiminde binlerce Müslüman buluştu. Dualar, âminler arş-ı alaya ulaştı. Nûr içinde yatsın, mekânı cennet olsun. 

Mehmet ağabey bir çınardı. Fidan boylu bir toplumcu; Evsizlere ev, muhtaçlara el, öğrencilere destek olurdu. Onu tanıyıp da hemen hemen çorbasını, çayını içmeyen hiçbir kimse yoktur. Tanışıklığımız doksanlı yılların başında “Kartal Yuvası”nda olmuştu. Kartal Yuvası eski arkadaşlarımızdan Ali İhsan AYDOĞAN’ın Hatay Üçyol'da denize nazır 8. Katta bir dairesi idi. Orada Cumartesi günleri toplanır güncel hadiseler üzerinde mütalaa yapar, kitap okur, okuduğumuz kitapları biribirimize anlatarak paylaşırdık. Bir müddet sonra o bina Yeni Şafak Gaztesinin Bürosu olarak hizmet vermeye başladı. İz yayınları da gelmeye başlayınca da daha sık buluşmaya başladık. İleri tarihlerde Mehmet abiyi ikiçeşmelikteki eski Ensar Vakfı’nın o tarihi mütevazı binasında arada ziyaret etmeye, bazı etkinliklerine katılmaya başladık.  Hatta bir hafta ben “Sezai Karakoç ve Diriliş”i anlatmıştım. O binada dinlediklerimden hatırlayabildiklerimden bazıları; Taha Aksoy, Nihat Dağlı, Hüseyin Kartal ve Celâl Yıldırım Hoca... Ensar Vakfının şimdiki Çankaya’daki Necipoğlu işhanındaki binada da bir söyleşide bulunmuştum. Vefatından önce telefonla arayarak her zamanki gibi sevdiğini söyledikten sonra,  sağlık sorunları ve yorgunluk nedeniyle Vakıf Başkanlığını bırakmayı düşündüğünü ve bu konuda düşüncelerimi sormuştu. TYB İzmir Şubemizin birkaç kez “Cumartesi Kültür Sohbetleri”ne misafir olmuş, dik duruşu, nevi şahsına münhasır edası müdavimlerimiz arasında tanımayanların derhal dikkatini çekmiş, farkı fark etmişlerdi.

Hâsılı kelam İzmir’in bir Çınarı, fidan boylu bir yiğidi ahrete göçtü, özülkeye avdet etti.  “İnna Lillahi Ve İnna İleyhi Raci’un”  Nûr içinde yatsın, Allah yakınlarına, sevenlerine sabr-ı  cemil versin. Ensar camiasının, ailesinin ve bütün Müslümanların başı sağ olsun.

Naci GÜMÜŞ
Gönül Sitesi Sahibi ve
Genel Yayın Yönetmeni
TYB İzmir Şubesi Bşk. Yrd. 

Son Güncelleme (Pazartesi, 12 Aralık 2016 21:17)

 

PostHeaderIcon ÂCİZLEŞTİRME YARIŞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 

Âcizleştirme yarışı yaparak âyetlerimiz hakkında koşan kimseler; işte onlar, cehennemin yârânıdır.” (Hac 51)

mehmet_aliÇoğaltma yarışı içinde zevklenirken, şahsiyetini ve yıllarca eğitim kurumlarında kazandığı ideallerini ve ilkelerini yitirmiş, çok para kazanmaktan başka bir hedefi bulunmayan bir iş adamı düşünün ki; fabrikasında ürettiği malların en kaliteli ve ucuz olduğu propagandası ile piyasayı elde etmiş.

Aynı iş kolunda başka bir iş adamının da,  yeni teknolojik imkânlardan yararlanarak daha modern,  kullanımı daha kolay, fiyatı da emsallerine göre daha ucuz olan aynı cins malı ürettiğini var sayalım.

Ortak aklın kabullenildiği, herkes için geçerli ekonomik ve sosyolojik kurallar çerçevesinde düşünüldüğünde; ticarî rekabet kuralları gereği bir sorun oluşmaması gerekir. İlk fabrikatörün piyasaya verdiği malların fiyatını düşürmesi, ürettiği malın kalitesinin daha da yükseltmesi için çalışması, yeni projeler üretmesi beklenir.

Ancak sadece kendisinin kazanmasını haklı görüp, sonradan piyasaya giren iş adamının fabrikasında üretilen malların kalitesiz olduğu propagandasını yaymak suretiyle tüketicileri kandıracağına sanan, âcizleştirme yarışına giren iş adamının ekonomik durumunun zaman içinde nasıl olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Daha çarpıcı yaşanmış bir örnek de verilebilir. Bir sanat yarışmasında jüri olan halkın oyları ile seçilen Tv dizisinin ödül töreninde; yine bir sanatçının(!) eliyle ödülün eser sahibine sunulması esnasında, kazanan sanat eserini küçümseyen cümleler kurmak suretiyle eseri âcizleştirme çabasına düştüğü, halkın tepkisi üzerine de özür dilemek zorunda kaldığı medyada uzun süre dillendirilmişti.  Bu olayda alay edilmek suretiyle âcizleştirilmek istenen eser ve eseri gösterime sunan sanatçılar, halk nazarında daha da sevgi yumağına sarılmışlardı.

Bu örnekler, şu geçici dünya hayatının basit müeyyideleri ile sonuçlanan görünümleridir.

Ya bir de kendi âcizliğini düşünmeden Allah’ın sayısız nimetlerini, âyetlerini küçük görmeye kalkan, Kur’ân ı dinlememek için saklanan, hatta kaçan kişinin komik halini hayal edebiliyor musunuz? Ya da işine gelmediği için Kur’ân âyetlerine yanlış anlam verenlere arka çıkan zavallılara ne demeli?

Geçen gün bizzat yaşadığım bir olayı takdirlerinize sunmak istiyorum. İki eski arkadaş birbirleriyle sohbet ederlerken, Kur’ân da geçen bazı kelimelerin meallerde yanlış anlamlandırıldığı konusu üzerinde fikir teatisinde bulunuyorlardı. Örnek olarak uzun yıllar çalışarak Arapça konusunda bilgisini kanıtlamış bir yazarın meal çalışması konu edildiğinde, diğer arkadaşın düşünmeden karşı çıktığını gördüm. Karşı çıkan arkadaşın ileri sürdüğü tek gerekçesi şuydu: “Bu anlamı veren kişinin hangi Üniversiteden diploması var?”

Oysa ilmî bir çalışmayı küçük görüp onu âcizleştirmek yerine, bu çalışmayı yapan kişinin çalışmasını ilmî bir üslûp ile anlamaya çalışmak ve tartışmak daha mantıklı değil mi?

Arapça bilmediği halde Kur’ân meali yazan, kendisine anlatılan hurafeleri dinlemekten Kur’ân okumaya zaman bulamamış kişilerin Kur’ân da her kelimenin Arapça aslının öz anlamının da araştırılarak anlaşılması gerektiği yolundaki uyarınıza kulaklarını inatla tıkayarak “şimdiye kadar o kadar İslâm âlimi gelmiş, şimdi nereden çıkmış bu gibi anlamlar?” diyerek Kur’ân çalışması yapanları küçük görüp, âcizleştirme yarışına girenlerin psikolojik durumlarını anlamaya çalışalım.

Rabbimiz bir fâsık tarafından bile ulaştırılan haberin araştırılmasını emretmiş iken, çokbilmiş bir tavırla, uzun yıllar arkadaş olduğu ve şimdiye kadar bir yalanına bile tanık olmadığı muhatabının anlatmaya çalıştığı âyetin anlamı hakkındaki ilmî bir konuyu hemencecik ret edivermesinin sebebi ne olabilir?

Bu davranış ile küçümsenmek suretiyle, âcizleştirilmek istenen yazarın gıybeti yapılmış olmuyor mu?

Bu kişinin en azından eleştirdiği araştırmacı yazar kadar Arapça dili hakkında ilmî bir birikimi olması gerekmiyor mu?

Yoksa arkadaşının ifade ettiği husus “ya doğruysa” korkusu ile “bu yaşa kadar gelmişim, bundan sonra kafamı karıştırmayayım” telâşesi ile araştırmadan ret etmek, psikolojisini rahatlatmak daha da kolayına mı gelmekte?

Peki,  yanlış anlam verildiği iddia olunan sûre ve sözcük ne idi?

Önce örnek olarak Diyanet İşleri Mealindeki Hucurât suresinin 9, 10 âyetlerine verilen anlama bakalım. Bu örnek dışındaki diğer meallerde de pek fark bulunmamakta.

“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle SAVAŞIRLARSA aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”

Şimdi de iki arkadaş arasında anlaşmazlığa konu olan araştırmacı yazar Hakkı Yılmaz beyefendinin Tebyînü’l-Kur’ân çalışmasına bakalım.

{“Ve eğer mü’minlerden iki grup birbirleriyle SAVAŞTIRILIRLARSA, hemen onların arasını düzeltin. Şâyet biri ötekinin üzerine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Sonra da eğer dönerse aralarında adaletle barış yapın ve hakkaniyetle davranın. Şüphesiz ki Allah, hakkaniyetle davrananları sever.

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse rahmete ermeniz için kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'ın koruması altına girin.” (Hucurât 9,10)

Bu âyetlerde, mü’minlere evrensel ilkeler öğretilmekte; oyuna gelerek aralarında savaşmaları hâlinde izlemeleri gereken yol gösterilmektedir: Eğer mü’minlerden iki grup birbirleriyle SAVAŞTIRILIRLARSA, diğer mü’minler seyirci kalmayıp hemen harekete geçmeli, onların arasını düzeltmelidirler. Mü’minin mü’mini kasten öldüremeyeceği, mü’minlerin kardeş oldukları öğretilmeli ve sulh sağlanmalıdır. Bu girişime rağmen grubun biri ötekine saldırmaya devam ederse, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldırgan tarafla savaşılmalıdır. Eğer vazgeçerlerse aralarında adaletle barış yapılmalı ve hakkaniyetle davranılmalıdır. Şüphesiz ki Allah, hakkaniyetle davrananları sever.

Görüldüğü üzere âyette Ve eğer mü’minlerden iki grup birbirleriyle SAVAŞTIRILIRLARSA buyurulmuş, “savaşırlarsa” buyrulmamıştır. Sözcüğün aslı iqtetelu olup, mutavaat anlamını içerir. Bu da birilerinin oyununa gelerek, provokasyon sonucu savaşı ifade eder. Normal şartlarda mü’min, mü’mine savaş açamaz, mü’min, mü’mini öldürmek için elini uzatamaz, mü’min, mü’mini kasten öldüremez.}

Şimdi tarafsız olarak düşünelim. SAVAŞIRLARSA sözcüğü ile SAVAŞTIRILIRLARSA sözcüğü arasında fark var mı? Örneğimizdeki kişi fark olmadığı görüşünde!...

Acaba yüzyıllardır saklanan anlamın açığa konmasında bazı sömürgecilerin menfaatleri mi zedelenmekte? Müslümanların arasına provokasyon ile sokulan düşmanlığın, mezhep ayrımcılığının sonucu her gün Tv ekranlarında izlediğimiz cinayetlerin devam etmesinden kimler memnun olmakta?

Tabii ki söz konusu âyete SAVAŞIRLARSA anlamı verilirse, Müslümanların birbirleri ile savaşmalarının meşrû olduğuna inanılır. O zaman sorun yok….? Sömürgeciler silahlarını bu zavallı insanlara gönül rahatlığı ile satabilirler. Öyle mi?

Bu soruları çoğaltabiliriz. Ama gerek yok. Rabbimizden Kur’ân ı akletmek suretiyle doğru anlayabilmek için hepimize gayret vermesini niyaz ederim.

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Mehmet Ali Oğuz

Em. C. Savcısı

Son Güncelleme (Salı, 06 Aralık 2016 21:18)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2849
Dün4918
Tüm Zamanlar3775965
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 323 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1316
İçerik : 1480
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?