Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfEn iyi 

İyilik hayattır, güçtür, hayatın içeriği ve ebediyetidir.”

(Berdyaev

Naciİçinde yaşadığımız bu dünyaya bir defalığına gelmiş bulunuyoruz. Hayatın anlamını idrak edene kadar burada kalış süremizin dolması canımızı sıkabilir, bizi üzebilir. Ben kimim, ben niye varım yüzyılların sorusudur. Oysaki cevabı çok kolaydır. Fakat o cevap hangi faziletlere değer verdiğimiz,  yapmak zorunda olduğumuz işlerin ve tercihlerimizin kurbanı oluyor. Evet, iyilik istiyoruz, iyilik düşünüyoruz çünkü etrafımızı o kadar çok kötülük sarmıştır ki. O  kötülükleri izale edecek  tılsım da belki ötelediğimiz cevaptadır. Ne hazindir ki rastgele istekler, mantıksız tutkular, kötü alışkanlıklar hayat tarzımızı işgal eder. Soru da, cevap ta kenarda durur.

Etrafımızda, gündelik hayatta bakış alanımıza giren görüntüler sadece gördüğümüz renklerden ve  duyumsadığımız kokulardan ibaret değildir. Her nesne,  her resim, her bir kare; renklerle, hatırlarla, acılarla, sevinçlerle  kaynaşmıştır, bunu biliyoruz veya bilmiyoruz, belki de tahmin ediyoruz. Lakin gördüğümüz her şey gördüğümüz gibi midir? Gerçeğin gerçek yüzü zihnimizi kurcalamalı… Duyduğumuz seslerin analizini yapacak  kudreti harekete geçirmezsek,  acılar artar, kötülükler devam eder, dilsiz şeytanla ortak oluruz. Duyduklarımız, gördüklerimiz bir yönü ile bizi ürkütüp korkuttuğu gibi, bazı görüntüler de  haz verir. Bu dengeyi anlamazsak, insan olarak insanlık adına hareket etmezsek,  hüsrandayız.  Acaba dünya görüşümüz, ideolojimiz kurulmuş, kurgulanmış bir hikâye midir? Çünkü  hakikat tektir ve mutlaktır.

Fikir ve duygularımız, ruh ve bedenimiz arasında mütenasip bir alaka vardır. Yüce kudretin, yani Allah’ın bahşettiği milyarlarca nimetin bir cephesi. Ruhu kuşa, bedeni kafes benzetirler, kısmen katılmıyorum ama ruh bedenden ayrılmadan fikir, duygu, düşünce ve  eylemlerimizi yaradılış hikmetlerine ram kılarak yol almalı değil mi? Bu kadar yıkımın, bu kadar ölümün, acımasızlığın, terör ve şiddetin zirve yaptığı bir süreçte, duyarsızlığın katmerleştiği bir dünyada birkaç satır yazı yazmanın ne kadar önemi var, ne kadar etkisi var? Ama yazar sorumludur. Yazamadığı zaman ıstırap içindedir. Yazdığı zaman ayrı bir sızı duyar. Bu olgular ne ilk, ne son ve ne yeni, ne eskidir. Temel sorun biliniyor da giderilmesi çabaları yeni sorunları tetikleyip duruyor. Adeta İsrafil’in Sur’u ile insanın uyarılması, uyandırılması mı gerekiyor acaba? Her şeye rağmen iyilik mücadelesi devam edecektir. Kıyamete kadar Rahmani esinti ve şeytani esinti hep olacaktır. Kendimizi düzeltmeye başlamakla kendi özümüze dönebiliriz. Ne mutlu yaradılışın sırrına vakıf olanlara. İyilikte yarışıp, sevgiyi çoğaltanlara.


Son Güncelleme (Cuma, 23 Haziran 2017 00:22)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 


levent_ertekinGeçtiğimiz günlerde bir dostum aradı..

            Bir bilgi soracakmış…

            Vallahi önce tedirgin oldum…

            Acaba uzmanlık sorusu mu soracak diye…

            Hasbelkader Tire yerel tarihi konusunda yazdığımızon dört kitaptan sonra pek çok kişi bizi “Tire tarihi uzmanı” olarak görüyor…

            Osmanlı tarihi özelde de Tire konusu gerçekten tam bir derya… İçine girdikçe bildiklerimin bilmediklerimin yanında denizde bir katre olduğunu görüyorum…

            Ancak yine dekendisini cesaretlendirme ihtiyacı duydum..

            Dostum sor sormasına da bizde her şeyi bilecek iddiasında değiliz. Bizimde bilmediklerimiz mutlaka vardır. Ancak şunu söyleyebilirim. Bildiğim bir konuysa seninle seve seve bu bilgimi paylaşırım. Ama bilmediğim bir konuysa o zamanda açık yüreklilikle “Ben bu konuyu bilmiyorum. Bende araştırayım sana daha sonra bilgi veririm” dedim.

            Dostum önce şaşırdı..

            Bilmedikleriyle ilgili ülkemizde o kadar kendinden menkul uzmanlar var ki…

            Haksızda sayılmaz hani şaşırmakta…

            Neyse soruyu sorunca derin bir nefes aldım..

            Sahi öğrenmek istediği konuyu söylemedim..

            Geçtiğimiz günlerde bir evrak üzerinde “der Medine-i nefsi Tire” ifadesini görünce kafası karışmış..

            Medine- Tire…

            Acaba nasıl bir bağlantısı var diye düşünürken işin içinden çıkamamış olacak ki sorma ihtiyacı hissetmiş.

            Aslında kelimenin etimolojisi bize önemli ipucu veriyor..

            Medine kelimesi üzerinde duracak olursak…

            Kamus-u Türki’de ki 206 bin kelime ile en kapsamlı Osmanlıca bilgi kaynağı olan lügatte Medine kelimesi; “1- Şehir,2- Eski adı Yesrib olan ve Peygamberimizin türbesinin bulunduğu Hicaz şehri” olarak verilmekte.

            Kısaca Osmanlıca ‘da, Arapçada Medine kelimesinin karşılığı şehir…

            Yani “Medine-i Tire” dediğimizde  “Tire şehri” ni tanımlamış oluyoruz.

            Osmanlıcada Arap dilinden dilimize gelen bu kelimenin Etimolojisine (kelime kökeni bilimi) baktığımızda Medine kelimesi Medeniyetten türemiş bir kelime…

Medeniyet-Medine-Şehir üçlemesi dostumun sorusunun aslında kapsamlı bir cevabını teşkil etmekte..

“Şehir” kelimesini çoktandır lügatlarımızdan atar olduk.

Onun yerine de “KENT” kelimesini ikame etmeye çalışıyoruz.

Halbuki kelimelerinde bir ruhu vardır.,

Eğer kelimelerde o ruhu çıkartırsanız geriye ruhsuz kavramlar kalır.

Tıpkı günümüzdeki kentler gibi..

Şehir kelimesinin ruhunu teşkil eden Medeniyet çoktan şehirlerden hicret etmeye başladı bile..

Bedevi, Vahşi kavimleri aratmayacak işlerin yapıldığı bu günkü kentler acaba şehir manasını, ruhunu sattıkları için mi şehir kavramının içi boşaldı.

Ne dersiniz Dostlar…

“Medeniyet”, “Medine”, “Şehir” yapı taşlarını teşkil eden kadim medeniyet kubbesinden hangi kelimeyi önce çıkarttık ki, başımıza  “kent !” taşları düşmeye başladı…

 

 

 

 

“könülde min gamim vardır ki,

pünhan eylemek olmaz.”

 Fuzûli

 

Her son yaz derdimi pıçıldayarak

Dökülür ağaçtan sapsarı yaprak

Dinle, o hasretle seslenen kavak

Benim yüreğimdir, benim yüreğim.
 

 

Muhabbet sonsuzdur, ömürse kısa

Ne olur, sadakat ebedi kalsa!

Kimin yüreğinde bir tel kırılsa

Benim yüreğimdir, benim yüreğim.
 

 

Yüzlerde gözlerde sevgi okunur

Muhabbet yürekten yüreğe konur

Güzeller gözünde o ateş, o nûr

Benim yüreğimdir, benim yüreğim.
 

 

Bulağım, suyumdan doyunca için

Çimenim mihraban mihriban geçin

Bin çiçek içinden bir lale seçin

Benim yüreğimdir, benim yüreğim.
 

 

Füzuli kalbinde bin bir dilek var

Çelenk dokumaya gül var, çiçek var

Ne kadar dünyada seven yürek var;

Benim yüreğimdir, benim yüreğim.
 

 

Nabi HAZRİ/Azerbaycan

Son Güncelleme (Pazartesi, 17 Temmuz 2017 15:26)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün119
Dün3007
Tüm Zamanlar3956692
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 210 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2168
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?