• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon LİBERAL KAPİTALİZM VE SOSYAL DEVLET ANLAYIŞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

2 Kasım 2012 günü Zaman gazetesinde liberal düşünce insanı Prof. Dr. Atilla Yayla’nın “İsveç ve Sosyal Devlet” isimli yeni bir makalesi yayınlandı. Kendisini Liberal Kapitalizmi, yani Serbest Pazar Ekonomisini son derece tavizsiz bir şekilde savunan yazılarıyla tanıdığımız A. Yayla bu kez “ SOSYAL DEVLET “ anlayışını eleştirmektedir. İsveç modeli “SOSYAL DEVLET” diye bir dünya görüşünün olamayacağını, bunun bir hükümet politikası olduğu savunarak, hükümetlerin sosyal politikalardan vazgeçmelerinin sebebinin emperyalist sermaye merkezli bir dayatma olmayıp ekonomik şartlar gereği ortaya çıktığını savunmaktadır. Böylece “SOSYAL DEVLET” diye kapitalizme ve sosyalizme alternatif çıkabilecek bir modelin olmadığını vurgulayarak, Liberal Kapitalizmi kurtarmanın verdiği şevkle yazısını sürdürmektedir:

“Müstakil bir sistem olarak ‘sosyal devlet’ veya ‘refah devleti’ adı verilebilecek bir yol yoktur. Sosyal devlet piyasanın yarattığı zenginliğin uygulama imkânı verdiği bir devlet-hükümet politikasıdır. Tabiri caizse, tavuk piyasa ekonomisiyse, yumurta sosyal devlettir. Piyasa ekonomisi sıhhatte olduğu ve yüksek ekonomik büyüme gerçekleştiği sürece hükümetler yaratılan zenginliğin bir bölümüne el koyup onu ekonomi dışı değer ve amaçlarla dağıtabilir. Ancak eşitlik ve sosyallik adına piyasa ekonomisi budanırsa, toplumun zenginlik üretme potansiyeli ve dolayısıyla zenginlik miktarı kaçınılmaz olarak azalır.”

Evet, İsveç te aslında Liberal Kapitalist bir ülkedir. Yani hayata, insana ve ekonomiye bakışı Liberal Kapitalist bir anlayıştadır. Uyguladığı model aslında Liberal Kapitalizme karşı insanını sosyal politikalarla korumaktır ve bu politikalarla vahşi kapitalizm karşısında gerçekleştirdiği gelir dağılımındaki adaletle, sağladığı insanca yaşam standartları ile dünyaya örnek olmuş bir ülkedir. Son yıllardaki ekonomik durgunluğu aşmak için 2010’da iktidara gelen sağ blok, bazı sosyal uygulamaları ve vergileri düşürmüştür. A. Yayla, bu İsveç ekonomisindeki durgunluğu sosyal uygulamaların yüküne bağlamıştır. Oysa İsveç ekonomisindeki ilk dönemdeki bu yükselişin, serbest Pazar uygulamalarından ziyade, her kapitalist ülke gibi, bölgesindeki emperyal devlet oluşundan ve daha sonraki dönemlerdeki durgunluğun da yine tüm kapitalist ekonomilerdeki, emperyal dönemin sona erdiği ve post-emperyal dönemde sömürge ülkelerinin ekonomik canlanmasıyla, açık pazar durumundan kurtulmalarının bir neticesi olduğu gerçeğini görememektedir. Ama İsveç halkının refah düzeyi dünyada en yüksek ülkeler arasında olduğunu gösteren göstergeler,  Liberal Kapitalizmi kurtarmak uğruna nasıl gizlenmiş görelim.

İMF üye 180 üye ülke arasında 2011 yılı kişi başına milli gelirde 84.983 $ ile dünya dördüncüsü.(1)“The Economist Intelligence Unit” tarafından hazırlanan ve 2005 yılını kapsayan yaşam kalitesi endeksinde İsveç’in yeri 10 üzerinden 8.068 ile dünya 2. sidir.(2) Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) 2012-2013 Küresel Rekabet Gücü Raporunda İsveç’in yeri 144 ülke arasında 1. sıradadır.(3)   Gelir dağılımı adaletinde 2. ülkedir. Bu ara en liberal Kapitalist devlet olan ABD’ nin gelir dağılımı en adaletsiz ülkeler arasında 17. Türkiye 18. dir.(4) Bugün İsveç’te haftalık çalışma saati 40 saattir. Konumuz İsveç’i savunmak değildir ancak “Yiğidi öldür ama hakkını yeme” demişler. Başarıyı örtmek yiğitliğe yakışmaz. Yapmak istediğimiz insana değer veren ve insana yönelik politikalarla bir ülkenin nasıl yükseldiğini göstermektir. İsveç dünyada yıllardır siyasetiyle, demokrasisiyle, insan haklarıyla, ekonomik refahıyla ve yaşam kalitesiyle Liberal Kapitalist ülkeler arasında sosyal devlet politikalarıyla örnek bir ülke idi ve hâlâ da böyledir.

Liberal Kapitalizm Gerçeği

Atilla Bey, her ne kadar sosyal devlet anlayışını, serbest Pazar ekonomisinin (Liberal Kapitalizmin) uygulamalarının sonucu ele geçen zenginliğin hükümetlerce insanlara dağıtılmasına indirgeyip, insanlık için alternatif bir model olamayacağını savunsa da biz ayni kanaatte değiliz. Liberal kapitalist anlayışa göre ekonomik faaliyetlerde tek hedef kâr olduğu için, ekonomiye devlet müdahaleleri bir engeldir. Sosyal harcamalar da ekonomi üzerinde bir yük olan absürd uygulamalar olarak değerlendirilir. Bunlara göre “ Bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler” anlayışı gereği, pazarın görünmez eli her şeyi dengeler, devletin ekonomiye her türlü müdahalesine karşıdırlar. Bu anlayışa göre aynen vahşi tabiatta olduğu gibi, güçlü olan yaşar, zayıf olan yok olur gider. Acıma, kayırma, paylaşım, koruma gibi her türlü ahlaki anlayışa karşıdırlar. Zenginliğin ne sınırı vardır ne de adaleti. En alttakilerin canı çıkacakmış kimsenin umurunda değil. Geçen asırlarda zor kullanarak ülkeler işgal edilip, insanlar esaret altında çalıştırılıyordu. Günümüzde ise biraz daha liberalleşip sinsi ve derin politikalarla ayni zihniyetlerini uygulamaya devam etmektedirler.

Şimdi kapitalist sistemin insana bakış açısını da görüp toplu bir değerlendirme yapalım. Kapitalizmin en önemli teorisyeni Adam Smith’in, 1776 yılında yayınladığı “Ulusların Zenginliği” kitabında teorisini hangi temeller üzerine kurmaktadır okuyalım:

“Toplum çıkarı peşinde koşan bireylerden oluşur. Bireyin motivasyonu çıkarıdır. Toplumun çıkarını bireyin düşünmesine gerek yoktur. Birey egoist olmalı ve çıkarı peşinde koşmalı çünkü birey yararına olan toplum yararına olacaktır. Ayrıca toplum yararı için ahlaki değerler oluşturmaya gerek yoktur.”

Bizim için insanlık problemlerinin temelinde insan fıtratına ters düşen işte bu anlayış yatar. Problem, bütün faaliyetlerinin temelinde maddi çıkar olan egoist insan tipidir. Bu ölçülerden ortaya çıkan sisteme “KAPİTALİST EGONOMİ”  demek daha yaraşır bir hal alır.  İşte insanlık tarihi boyunca insan problemlerinin temelinde, hiçbir ahlaki ve insani kural tanımayan bu egoist insan anlayışı yatmaktadır. Hal böyle olunca ne kadar aydınlanmadan, medeniyetten, insan haklarından, demokrasiden, eşitlik ve özgürlükten bahsedersek bahsedelim, ekonomi ilminin temelini oluşturan bu anlayış var oldukça insanlık daima adaletsizliklerle ve problemlerle boğuşacak olduğu kanaatindeyiz.

Sosyal Devlet Anlayışı

Sosyal devlet, A.Yayla’nın anladığı gibi sadece zenginden gasp ettiğini fakire dağıtarak, ekonomiye yük olan liberal kapitalist sosyal devlet uygulamaları değildir. Her türlü ekonomik faaliyetleri tekeline alan sosyalist devletçi bir uygulama da değildir. Toplumsal sorunları salt ekonomiye indirgeyen bu iki bakış açısından farklı olarak bizce “SOSYAL DEVLET ANLAYIŞI”; aslında salt bir ekonomik politikalardan çok daha geniş kapsamlı toplum politikalarıdır. Bu anlayışdoğaya, hayata, insana, ekonomiye bakışı içeren “LİBERALLERE ALTERNATİF DEVLET DESTEKLİ SOSYO EKONOMİK BİR MODELDİR”  ve dolayısıyla insan faaliyetlerini tanımlayan bir toplumsal sözleşme olup, “SOSYAL DEVLET” ise, bu anlayış istikametinde politikalar üreten ve bu anlayışı uygulayan güçtür.Her türlü ilişkiyi ekonomik  ve maddi boyutlara indirgeyen, hayatı hazcılıktan ibaret gören bir medeniyetin insani olduğunu savunamayız. Herşeyden önce insan ve onun mutluluğu gelir, insan ekonomi için değildir, ekonominin bir dişlisi olamaz. ekonomi insan içindir. Ekonomik anlayış olarak insan egoizminin meşrulaştırılmasına ve hedonizme karşıdır. Vahşi rekabetten uzak Paylaşımcı bir anlayıştan yanadır. Ekonomi iyi ise insan da iyidir anlayışı yerine insan iyi ise herşey iyi olur anlayışından yanadır. Sosyal devlet anlayışı, işçisiyle-sanayicisiyle, köylüsüyle-kentlisiyle, yaşlısıyla-genciyle, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan, kaynaştıran, moral değerlerini koruyan, geliştiren ve insanca yaşanılan bir ülke-çevre politikalarını kapsar.

Ekonomik sorunlar öyle, kapitalizmde olduğu gibi insan egosuna, tek hedef “bütün maddi güçleri ele geçirmek ve rakiplerini saf dışı bırakıp en büyük olmak” düsturu pompalanırken, “Müdahale etme her şeyi kendi seyrinde bırak, o kendi dengesini bulur” diyerek, sihirli bir değnek misali, “GİZLİ BİR ELDEN” medet ummakla veya Marksist sistemde olduğu gibi özel mülkiyeti kaldırmakla her şey hallolur mantığı  ile çözülmediği görüldü.Maddi güç, hırs, ve dünyayı talan etme peşinde koşturulanların sebep olduğu sömürge savaşlarıyla son iki asırda 200 milyon insan katledildi. Bu anlayışta herkes birbirinin geçmesi gereken rakibi durumundadır. Yani aslında bir anlamda herkes birbirine düşman durumundadır. Kim önce davranırsa ganimeti kapar. Sömürge savaşlarının altındaki asıl fail bu ekonomik anlayışta aranmalıdır.

Sosyal devlet, değişen şartlara göre, hem ekonomik hem de toplumsal faaliyetlere, belirlenmiş anlayış istikametinde çözümler üreterek, her iki faaliyet alanı da kontrol edip ve yönlendirerek, birini diğerine feda etmez. Dünyada da serbest ticareti, piyasaları izler ve elbette ekonomisini koruyacak önlemleri de alır. Ekonomik faaliyetleri denetleyerek haksız rekabete yol açacak gelişmeleri durdurup, teşvik tedbirleri, vergi düzenlemeleri vb. gibi politikalarla yatırımcıyı korur ve ülkedeki bölgesel farklılıkları dengelemeye çalışır. Ekonomik krizlerde üreticiyi piyasa şartlarına terk edip seyretmez, arz ve talebi düzenleyecek tedbirler alır. Döviz kurları ve gümrük uygulamalarıyla sanayiciyi koruyarak, zor rekabet şartlarında çeşitli düzenlemeler yapar. Çalışma şartlarını ve ücretlerini insanca yaşam standartlarına yükseltmeye çalışır. Doğayı ve canlı hayatı insan hırslarının merhametine terk etmez. Böylece sosyal devlet insanları, devlete veya birilerine mahkûm olmadan, onuruyla, özgürce ve refah içinde yaşanacak bir ortam yaratma çabası içindedir.

Gerektiğinde taban veya tavan fiyatlar uygulayarak hem üreticiyi, hem sanayiciyi, hem de tüketiciyi korur. Yani çalışanları açlık sınırının altında bir asgari ücrete mahkûm etmez. Sözün özü sosyal devlet, tam rekabet şartları oluşmamış piyasalara “gerektiğinde” müdahale ederek ekonomiyi canlı tutmaya çalışıp, hem sermayeyi hem de toplumu korur. Kötüleşen Pazar şartlarını uzaktan seyrederek o meşhur “GİZLİ ELİN” merhametine terk edip, piyasaları düzenlemesini için oturup beklemez.Yani üretici ve tüketiciyi “serbest Pazar ekonomisinin” vahşi rekabetine terk ederek kurtlar sofrasında yem olmasından kurtarır. Aslında son 2008 ekonomik krizinde liberal kapitalizmin merkezi olan ABD bile benzer politikalar uygulamaya mecbur kalmıştı. Nedense o meşhur “GİZLİ ELİN” piyasaları dengelemesini beklemek yerine devletten medet bekler hale düştüler.

Liberal kapitalizm “İdeal piyasa şartları, her türlü malın ve tüketicinin yeterince dengede olduğu, birbirlerine serbestçe ulaşabildiği, her türlü bilginin açık olduğu bir pazardır ve ancak böyle bir ortamda haksız rekabet olup birilerinin hakları gasp edilemez” der. Haklı olarak, pazar şartları ve fiyatlar ancak böyle bir ortamda dengede olacağını savunur. Çok doğru bir tespit. İşte kapitalizmin en önemli sorunu da burada, bir ülkenin Pazar şartları bu dengeye kaç yılda ulaşır, bu dengeye ulaşıncaya kadar üretici ve tüketiciyi kim korur? Her şey dengede iken neden gereksiz yere müdahale edilsin ki? 80 öncesi ülkemizde sendikal haklar diye çalışamaz hale gelmiş devlet ve özel kurumları hepimiz biliriz. Daha sonra da buna tepki olarak işyerleri kanunsuz bir şekilde çağdaş köle olan taşeron işçi ile dolduruldu. Devlet bunları oturup seyretmeli mi?

Daha geçen aylarda çağdaş kölelik olan taşeron işçilerinin çalışma haklarını düzenleyecek yasayı meclise sunuldu. Yeni anayasa taslağında işsizlere “aile yardımı” adı altında zaruri harcamaları karşılayacak maaş ödenmesi konusunda anlaşıldı. İş yoksa insanların çalmasını mı veya açlıktan ölmesini mi bekleyeceğiz? En önemlisi devlet bütün yaptığı bu sosyal hizmetlerden vazgeçip, ekonomiyi ve toplumu   “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” diyerek “Ne haliniz varsa görün” diye aç kurtlar pazarına terk mi etsin? Vahşi doğa konunu gibi güçlü olan ayakta kalır anlayışıyla hareket ederek, deprem, sel gibi felaketlere uğrayanlara ekonomiye yük olacak diye yeni konutlar yapılmasın mı? Çiftçinin borçlarını ertelenmesin mi? İşini kaybedeni açlığa mı terk etsin? Özürlü vatandaşa sahip çıkmayıp doğal seleksiyona mı terk etsin?  Sanayiciye yeni pazarlara oluşturmak için bir uçak dolusu sanayiciyi arkasına takıp dış gezilere götürüp, hazineden devlet garantisi vermesin mi?

Şimdi iyi düşünelim; ekonomiyi koruyup gözeten, çeşitli tedbirlerle alıp ekonomik büyüme sağlayan sosyal bir devletin, ele geçen ekonomik kazanç üzerinde hiç mi hakkı yok? Bütün kârı sermaye tek başına mı elde ediyor?Ele geçen kazanç üzerinde çalışanların ve devletin hiç mi hakkı yok? Böyle bir devletin sosyal politikalar için vergi toplaması hakkı değil mi? Madem kâr da zarar da ortak bir çaba ile oluşmakta; refahta, krizde beraberce paylaşılmalı. Sosyal adalet bunu gerektirir.

Konumuzu, A. Yayla’nın takipçisi olduğu Liberal Kapitalizmin teorisyenlerinden Friedrich Hayek’in (1899-1992) görüşleri ile noktayalım:

“Özgür bir toplumda herkesin ne kadar hak ettiğine ilişkin bir mutabakatın oluşması olanaksızdır. Dolayısıyla yeniden dağıtımcı, kimin ne kadar alacağını belirleyen sosyal adalet gerçekleştirilemez bir şey, bir “serap”tır. Hayek’e göre, sosyal adalet anlayışı, “Devlet müdahalesini ve ilk müdahale de yeni müdahale gerekçelerini doğuracak, sonunda totalitarizme varan yol açılmış olacaktır. Bu uygulamalar, hukuk kurallarının herkes için eşit olmasını gerektiren hukuk devleti ve yasa egemenliği anlayışıyla da çatışmaktadır. Vatandaşlar arasında ayrıma giden sosyal adalet, bu yönüyle adaletsizlikten başka bir şey değildir.” (x)

Sosyal adalet için devlet çaba sarf etmeyecekse, insanlara, açlık sınırının altında bir asgari ücreti reva gören ve herkesin parası kadar konuştuğu, liberal kapitalist ekonomik düzende, Liberal Düşünce’nin olmazsa olmazı olan “Birey Özgürlüğü” nasıl gerçekleşecek birileri açıklamalıdır?İnsanlara açlık sınırının altında bir asgari ücreti bile çok gören sermayenin merhametine sığınarak insanca yaşanacak bir ücret vermesini mi beklemeli, sosyal devlet uygulamaları ile insanları, birilerine el açıp mahkûm olmadan, onuruyla, özgürce ve refah içinde yaşanacak bir ortam mı yaratmak daha mantıklıdır? İşte sosyal devlet modelinin esası budur. Yoksa devletin doğrudan ekonomik faaliyetler yapmasını savunmuyoruz. İyi günde devlete “Müdahale etme başka ihsan istemez” diyenler ekonomik krizde sıkılmadan “Kurtar bizi devlet” diyebilmektedirler. Bunların özgürlüğü bu kadar savunmaları ve devlete bu kadar karşı olmasının arkasında yatan asıl neden malı tek başlarına götürmek ve zenginliği kimse ile paylaşmak istememeleri gerçeği yatmaktadır.

1-http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clkelerin_ki%C5%9Fi_ba%C5%9F%C4%B1na_GSY%C4%B0
H’ya_(nominal)_g%C3%B6re_s%C4%B1ralan%C4%B1%C5%9F%C4%B1

2-http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clkelere_g%C3%B6re_ya%C5%9Fam_kalitesi_s%C4%B1ral
amas%C4%B1

3-http://ref.sabanciuniv.edu/tr/content/d%C3%BCnya-ekonomik-forumu-k%C3%BCresel-rekabet-raporu-2012

4-http://www.dpt.gov.tr/DocObjects/View/13995/tez-rkurtipek.pdf

5- http://www.suleymangungor.net/Hayek_ve_Demokrasiye_Bak

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2824
Dün4918
Tüm Zamanlar3775940
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 257 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1316
İçerik : 1480
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?