Üye Girişi
Site İçi Arama
İstatistikler
Üyeler : 35
İçerik : 262
Web Bağlantıları : 25
Reklâmlar

PostHeaderIcon Yeni Eklenenler

PostHeaderIcon En Çok Okunanlar

PostHeaderIcon AİLE GEMİSİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Yazarlarımız

AİLE GEMİSİ     

Allah(c.c.),  insanın topluma dönüşümünü aileden başlatmıştır. Babamız Âdem, annemiz Havva’dan başlayan ve bugüne kadar uzanan büyük insanlık ailesi için çekirdek aile ehemmiyetini korumaktadır. Her şeyin yerine bir şey bulan asrımızın çokbilmişliği, ailenin verebileceğini verecek bir şey bulamadı. Bir damla kanın alternatifini bulamayanlar, ailenin alternatifini de bulamadılar.

Epey zamandır ebeveynler işe, çocuklar kreşe formülünü hayata geçiren insanlık, çocuk ta yaparım kariyer de deyip dünyalık refah için ekonomiyi öne alıp, anne ve babalığı geri atıp,  doğrusu bu deyip atıp tutmaktadırlar. Bu yüzdendir ki gün geçtikçe en yakınlarının yanında bile yalnızlığa itilmiş insanlığın, toplumsal buhranlara düştüğüne hep şahit olmaktayız. Böyle giderse de maalesef şahit olmaya devam edeceğiz.

İlk aile Âdem ve Havva ile başlar başlamaz nasıl yaşayacaklarına dair bilmezliklerini Rahman vahyiyle bildirmiştir. Çünkü en iyi Halık bilirdi mahlûku. Bugün hangi sıkıntının şikâyetindeysek bilelim ki sebep, Allah(c.c.)’ı hesaba katmamış aileler yüzündendir. Genelde topluma özelde kendi ailemize dışarıdan bakalım. Önümüze çıkacak fotoğrafın verdiği mesaj:

Kur'an’ın kurmadığı yuvalar, kuralsızlıklar yüzünden perişanlığın elinde çırpınıyor.

İnsanımızın uzun zamandır düştüğü yanılgı: ’Biz kendi imkânlarımızla gerekeni yapabiliriz.’

Yapamıyoruz işte, var mı ilersi?

Hangi günümüz dünümüzden daha insani.

Cep telefonlarıyla birbirine kalıpları ve sesleri yaklaşmış insanlığın, kalplerinin nasıl birbirinden uzaklaştığının çatlaklarını ailelerimizde görüyoruz. Bu, mutluluğu yürekte değil de eşyada arayan insanlığın dünyalık acı faturasıdır.

Yazık!

Sevgiyle karın doymuyor deyip, insan olmayı mideden ibaret sanan insanlık kaybediyor. Sevgi karın da doyurur, diyarı da. Yeter ki sevgi Allah(c.c.) rızasına dayansın. Sevgiler zenginlikte değil, gönülde aransın.

Yoksa mutluluk ölçüsü cüzdanimi deniliyor?

Keşke insanlık unutmasaydı, her şey vicdanda başlar. Parayı elinin kiri görüp, gönlünü Sahibine açanlar yerine, parayı kalbinin gülü görenlerin düşünecekleri zamanları varsa, gönlün huzurunu gönlü Yaratandan istesinler.

Vicdanı olmayanların cüzdanı yüzünden insanlığın başına gelenlere dönüp de bir baksa insanlık.

Bu zamanda babana bile güvenmeyeceksin deyip ailenin iki direğinden birini yok saymaları, aile konusunda dinin emrine girmeye diklenmelerinin, dine güvenmediklerinin bedelini ödüyor olmasın!

Annelik şerefini izzetini küçümseyen, aman ev hanımımı olacağım diyenlerin sayısı az değildir. Kendilerinin bakmaktan imtina edip bakıcılara teslim edilen neslimizi keşke Kur'an’a teslim edebilsek.

Keşke Kur'an’a teslim anneler babalar olabilsek. 

İnsanlık gemisinin ilk su aldığı yer aile gemisidir. O halde yuvalarımızın batmasını da batırılmasını da istemeyelim.

Yoksa gemi batarken ben batmam diyenlerin de suya battığını görüyoruz. Doğal olan odur ki, batan geminin içinde olanlar istemeseler de batacaktır.

Öncelikle toplumsal vahdetin başladığı yer ailedir. Birbiri için rahmet olarak yaratılan iki cinsin oluşturduğu yuva, rahmete namzet neslin inşa alanıdır. Aile asıl, toplum görüntüdür. Sokaklarda içine karıştığımız toplumun rengi, aile çekirdeğinin ürünüdür. Sağa sola bakmaya gerek yok. Direk aile içi ölçülere bakmamız gerekir.

Ölçüler Kur'an’a uyuyor mu?

Niçin evlendin?

Nasıl nesil istiyorsun?

Neye göre yuvayı kuracaksın?

Sorularının cevaplarını Kur'an’a göre buldun mu?

Çünkü aile, sorumluluk demektir. İki taraf sadece nikâh defterinden sorumlu değildir. Vicdana atılan yürek mühründen de sorumludur. Yuvanın çimentosu nikâhtır. Kimse içi bozuk, dışı güzel diye inşaatında bozuk malzeme kullanmazken, kabulleri yanlış, görüntüsü güzel, vicdanı bozuk, cüzdanı güzel diye eş seçerse sağlam yuva kurulur mu?

 Onları birbirine eş kılan Allah(c.c.)’a da sorumludurlar. “Nikâh benim sünnetimdir” buyuran Efendimizin evlilik ve sonrası ile ilgili örnekliğini yuvalarımıza taşımakla sorumluyuz. Yeni yuva kurup ta, acaba efendimizin aile içi ilişkileri nasıldı diye kaç Müslüman haberdardır. Sahabeyi kiram nasıl yuvalarını yönetirdi? Kaç ehli iman, evlilikle beraber gelen sorumluluklarının ne olduğunu Kur'an’dan bakıp öğreniyor.

Evlilik insan hayatının, yaşama dair aldığı en önemli karardır. Büyük sorumlulukları beraberinde getirir. İnsanın hem dünyasını hem de ahiretini önemli derecede etkiler. Kur'an’ın imtihan dediği iki ucu keskin bıçaktır. Onun için evlenecek olanlara şiddetle tavsiyem, öncelikle Allah(c.c.)’ımızdan: ” Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl”[1]. Yakararak yardım istemeleridir.

Yuvalarımız bizim ya rahmete ya da musibete taşıyan gemilerimizdir. Rahmet olarak indirilen “sevgi” yanlış ellerde zahmete dönüşebilir. Onun için, rahmeti rahmandan umarak evlenirken, İslami ilkeleri göz önünde bulundurma zahmetine girmeliyiz.

İki cinsi birbirine tutkuyla değil, sevgiyle bağlayan Rahman’ın: “Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp, aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O’nun delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır”.[2] lutfu/müjdesi bizim yüzümüzden tecelli etmeyebilir.

Onun içindir ki mü'minler ve mü'mineler evliliği ibadet olarak görürler/görmelidirler.

Çünkü Allahın rahmetine vesile olacak birçok hikmetler yuvada tezahür eder.  

Ailenin ana direği olan ebeveyni:…”onlara öf bile demeyin…”emriyle koruma altına alan Rahmanın lutfu, her aileyi ayakta tutacak yegane mayadır.

Bu emrin yuvada vahdetin gereği tarafların hareketlerine ölçü koymasıdır. Yuvada vahdet kaybolursa olumsuz sonuçları beraberinde getirir. Yuvanın tarafları tevhidi hayatlarına hâkim kılmadan da aile vahdeti gerçekleşemez. “Allah(c.c.)’ın rızası ana babanın rızasında saklıdır”, buyuran efendimizin yuvasını yuvalarımıza model olarak taşımaya gayret, O’nun sünnetine bağlılığımızın da bir gereği değil midir?

Ailenin iki temel ayağı anne ve baba yuvanın asıl kanatlarıdır. Tek kanatlı kuş uçamaz. Uçmak istese de istediği yere varamaz. Evlatlar olarak ebeveynin kıymetini bilmezsek, kanatlarını kırarsak zararın faturasını bizde ödemek zorunda kalırız. Kaldı ki her evlat  ana veya baba adayıdır.

Aynı bedeni taşıyan birbirinin yerini alamayan, ikisi de birbirine muhtaç olan iki ayağın uyumu ne kadar lüzumluysa, aile gemisinin akıbeti için de anne ve babanın duruşu en az onun kadar önemlidir. Biri batıya diğeri de doğuya dümen kırarsa bu ailede bulunmak zulme dönüşür. Bu aileye komşu olmak, zulme dönüşür. Zulmü ise ancak adaletle engelleyebiliriz. Ebeveynlerin Kur'an ve sünnet ekseninde hareket etme gayreti, bu gayrete şahit olan çocukların, yarınlara iyiliği taşımalarını da sağlayacaktır. Hepimiz biliriz ki çocuklarımızın tavırlarında, sözlerinde büyüklerin izleri vardır.

Cennette de beraber olmayı arzulayan aileler, cennetin kokusunu evlerine taşımaları gerekir.

Ailede sadakatsizlik olmamalı.

Ailede taraflar boş söze ve yalana yer vermemeleri gerekir.

Aile içi saygı ve sevgi dengelenmelidir.

Yuvalarımızın düşeceği şerlerden, yuvalarımıza hâkim kılacağımız hayırlarla kurtulabiliriz.

Anne baba olarak

Öncelikle yavrularımıza ana baba olalım. Bazen duyarız: ”ben çocuklarımla arkadaş gibiyim.” Hani kulağa da hoş geliyor. Ama her hoş sandığımız söz bazen boş(a) çıkabilir. Oğlum kafana göre takıl deyip, salınan birçok neslin, takıldıkları yerde yırtıldıklarını hayat sahnesinde görüyoruz. Bizler öncelikle ana baba olacağız. Arkadaşız deyip de yavrularımızı yaşarken öksüz yetim bırakmayacağız. O kendine arkadaş bulur. Davranışlarımızın içinde arkadaşlık tarafı da olsun. Ama esas bu olmasın. Çocuklarımız bize emanettir. Saf ve temiz olarak verilmiştir. Nice anne baba var ki çocuklarının evde sokakta işte yanlışlıklarını görüp susuyorlar. Çocukların, Rahman’ın: “Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler”[3] buyurduğu gibi susmayacaklarını dikkate almalıyız.

Yetmezmiş gibi: “Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov.”[4] diye de ekleyecek olanların çocuklarımız olmasını istemiyorsak, babalığı da analığı da İslam’ın doğrusuyla yapmalıyız. Hayvanlar yavrularını tehlikeye karşı korurken, insan için en büyük tehlike azaba düşmesini dikkate alamayan ebeveynler yanıldıklarını dünyada kısmen, ahirette yakinen göreceklerdir.

Bize birisi emanet verse bizde verilen emaneti yıpratsak, karşı taraf memnun olur mu?

Emaneti ne yaptın diye sormaz mı?

Rabbimiz:”Size verdiğim kulcuklarımı ne yaptınız/ne hale soktunuz diye sormayacak mı”?

“Sonra o gün nimetlerden sorguya çekileceksiniz.”[5]

 Mevla’mız, yuvasını cennete yürüyüşe vesile kılanlar olmayı nasip etsin. Yoksa nice evlat sahiplerinin, nice evli olanların pişmanlık duyduklarını görüyoruz.

Yavrularımızın etine, giysisine yatırım yaptığımız ortadır. Ya hayat görüşlerine!

Vicdanlarına!

Cüzdanını doldurup, vicdanlarını dikkate almayan ebeveynler, gemiyi yanlış yöne çevirmiş demektir. Batan geminin para kasası ne işimize yarar.

Geminin kaptanı ey anne babalar:

Yuvalarınız emanetlerinizdir. Onları taşımak kadar doğru yere ulaştırmanız asıl görevimizdir. Hayat deryasında ölümle demir alacak aile gemimizin cennet limanına sığınmasını istemez miyiz?

Dünyada ailesini Kur'an rıhtımına çekenler olmalıyız ki, ahirette yolcular cennete insinler.

Kimse et ve kemik kilosuyla, üzerindeki giysinin markasıyla değil, ahlakıyla yüzleşecektir. Vicdanları aç kalan yavrularımızın açlığını cüzdanlar doyuramaz. Ebeveynler olarak öncelikle gönülleri ilahi sevdayla doyurmak için kullanalım.

Ne kadar düşünüyoruz?

Yavrularım acaba bu halleriyle cennete gidebilir mi?

Yavrularımız geriden geriye bizleri cennet adayı görüyorlar mı?

Çocuklarımız anne ve babalarının şefkatini, vakarını, onu şeytanın hilelerinin eline bırakmayacağını bizde görmelidirler/göstermeliyiz. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi ölçünün nebevi olması için gayret göstermeliyiz. Çocuklarımızla yol alan aile gemimizin selamete erişmesi Allah(c.c.) için sevgiyi, aile için ana unsur yapmakla mümkündür. Ana baba olarak evlatlarımıza zahmet değil, rahmet olalım.

Ana baba olmak rızayı ilahi için eşsiz fırsattır.

Aile içi duygudaşlık                                

Aile gemisinin en büyük zaaflarından biri empati kuramamaktır. Aynı çatı altında olsak da ayrı karakterlerle doğarız. Onun içindir ki, birbirimizi anlamakta ön yargı yerine ön bilgi sahibi olmalıyız. Eşler olarak öncelikle birbirimizi yıpratan değil, yücelten olmalıyız. Eğer eşler birbirini adam yerine koymasa, dışarılardan gelecek övgüler mutluluğumuza yetmez/yetmiyor. Eşlerin birbirlerine olan saygı eksikliği otomatik olarak nesillerimize yansıyor. Bilhassa tanık olduğumuz hadise, kadınların daha çok ezildiğidir. Bu hanımına emanet gözüyle bakmayanların varacağı sonuçtur.

Mesela hanımına kaba kuvvet kullanma hakkını kendinde gören eş, aynı hakkın (ki hak değildir) hanımına verilmesini ister mi? Yine hanımın elinde eşinin imkânları olsa o nasıl davranırdı?

Azarlanan çocuğun yerinde, baba veya anne olmak ister miydi?

Aile içinde duygudaşlık, başkasının gözüyle yapıp ettiklerimizi görmemizi sağlar. Doğru kararlar verebilme kapısını açar.

Aile içi olumlu katkılar da başa kakılmamalı. Ben saçımı süpürge ettim de ne oldu denmemeli. Süpürmüşsek temizlik olmuştur. Hala kir varsa doğru süpürememişiz demektir. Ben boğazını doyuruyorum denmemelidir. “…sizi de onları da biz rızıklandırıyoruz…”[6] buyruğunu unutmamalıyız. Bu yuva kurulurken bunlar biliniyordu. Azarlanmak hiç kimsenin hoşuna gitmez. Hatta hayvanların bile. Allah(c.c.) için birbirimizi sevmede yarışalım.

Çocuklar bize emanettir

En büyük sınavlarımızdan biri çocuklarımızdır. Çocuklar aile gemisinin en önemli yolcularıdır. Çocuktur adı üstünde büyük gibi düşün(e)mez. Düşünmeye de mecbur değildir. Büyükler, büyük düşünmelidirler. Çünkü nesil yetiştirmek, rahmete vesile olan, zahmetine deyen imkândır. “mallarınız ve çocuklarınızın bir sınama (vesilesi) olduğunu ve büyük ödülün Allah katında bulunduğunu bilin”.[7] Müjdesine kavuşabilmek için küçük ödül olan yavrularımızın kıymetini bilmek gerekir.

Ailede İslam ilkeleri çocuklarımıza aktarılmalıdır. Bir gün İslami davranışları çocuklarımızdan istediğimizde icabet edilsin. Nihayetinde  namaz, oruç, doğruluk, saygı, sadakat, sevgi… sonuçtur. Aile içi eğitimi de başı(kökü), ortası(gövdesi), sonu(meyvesi) olmalı değil mi?

Mesela trafoya bağlanmamış ampul, mandalına bastık diye yanar mı? Evimizdeki aydınlık kaç işlemden geçerek geliyor. Işık için mandala basmak sonuç. Evveli varsa anlamı olur. Bilgi kablolarını Kur'an’a bağlamadan yetiştirilen nesillerin ışık vermesi zordur. Çocuklara yaklaşımımız cüzdandan değil, vicdandan olmalı. Vicdanlar da vicdanı yaratana bağlanmalı.

 Annelerimiz babalarımız bize emanettir

Evlatlara Kur’an, anne ve babalarınıza karşı davranış ölçülerini: “ Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı "Öf" bile demeyesin, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin. Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: "Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!" de”.[8] buyruğuyla haber vermiştir. Her işimizde olduğu gibi evlatlar olarak, onlara karşı tavırlarımızı ‘İbadet aşkıyla’ şekillendirmeliyiz.

Efendimiz: “Ana, babasından birine veya her ikisine ihtiyarlık devrelerinde yetişip de (onları hoşnut kılmadığından) cennete giremeyen kimsenin burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün.”[9] buyurması annelerimiz ve babalarımızın, büyüklerimizin cennete giden yolda fırsatlarımız olduğunu ortaya koyuyor. Kendisini yetiştiren, bunun için de ömür sermayesinin en kıymetli bölümünü harcayan büyüklerimizi memnun edecek tavırlarla sevindirelim. “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner,” sözünü de unutmayalım. Bir gün ihtiyaçlı duruma düşeceğimizi unutmayalım. Çocuklarımızın ebeveynlerimize sergilediğimiz duruşlarımızı gözlediğini unutmayalım.  Özellikle çağımız gençliğine hatırlatırım ki; büyüklerimizin bizler için oluşturduğu fırsatların çoğu onlar da yok idi. Bir avuç ve acizken imkâna erdiği yolda ebeveynin desteğini görenler, ihtiyaç duyduklarında ebeveynlerini görmezden gelirse, Allah(c.c.)’ımızın rahmet listesinde görülmeyeceklerini bilmelidirler. Çocuklar ana-babaya nasıl emanetse, onlarda bize emanettir. Zaman için de nasıl bizim onlara yanlış davranışlarımız oluyorsa, onlarında bize olabilir. Nasıl bizim yaramazlıklarımıza bakıp bizi terk etmemişlerse bizde onları şu veya bu sebeple terk edilmiş halde bırakamayız.

Size hizmetkâr kıldıklarıma nasıl davrandınız?” sorusu herkes içindir?                                           

Aile iç ortam

Aile içi ilişkilerimiz hem bugünümüzü hem de bizden sonra sürecek soyumuzu birebir etkiler. Efendimizin anne babanın kapanmayan amel defteri dediği neslimizin inşasında aile içi ilişiklerin büyük önemi vardır. Ailenin içine düşen şer mikrobu önlem alınmazsa, zaman içinde güzel değerleri yok eder. Sağlam çınarı yiyip bitiren kurtçuklar gibi. Onun için aile içi iletişim, İslami kuralları dikkate alarak ince ince işlenmelidir. Dantel dokur gibi, gönül dokumanın getirisi hem bugünümüzde hem bizden sonraki neslimizde olumlu sonuçlar doğurur.

Hanım kardeşlerimiz iyi bilir örgüde göz kaçtı mı, başlanılan düzen kaybolur. Yukarıdan itibaren ifade ettiğim gibi evlilik hazırlık isteyen kurumdur. Hazırlıksız ebeveynlerin, iki taraf veya bir taraflı nesillerine sahip çıkamadıklarını görüyoruz. Bütün aile içi ortamı İslam edebilme gayreti bizden, takdir Allah(c.c.)’ımızdandır.

Yuvanızı gözleyin.

Mesela;

Evinizde kütüphanemiz var mı?

Aile içi harcanan zaman nasıl geçiriliyor?

Eşler birbirine ne gözle bakıyor?

Eşinizden beklentileriniz neler?

Eşiniz vicdanınıza mı bakıyor, cüzdanınıza mı?

Ev içi iyi dedikleriniz gerçekten iyi mi?

Evde gündem hep dünyalık mı?

Evde duamı var, öfke mi?

Çocuklar evin nesi görülüyor?

Çocuklarınız neyi takip ediyor?

Giyinmeleri, konuşmaları nasıl?

Çocuklarımız kimlere benzemek istiyor?

Çocuklarınız ne olmak istiyor?

Çocuklarınız hayatta neye önem veriyorlar?

Çocuklarınızın gündeminde din nerede?

Çocuklarınız neyi okuyor, neyi dinliyor?

Ev halkı sizden neleri istiyor?

… gibi soruları artırabiliriz.

 Şunlar aile içinde olsa nasıl olur?

Tarafların evlere girişlerinde ilk söz selam olsa, hal hatırdan sonra, hamd olsa,

Evlerimiz en az bir ayet, hadis konuşulan mekân olsa,

Evlerimizde cemaatle namazlar kılınsa,

Şerrin büyütülmesi yerine, hayırlar çoğaltılsa,

Meleklerin gireceği ortam oluşturulsa,

Evlilikte birbirimize güvenimiz, Allah(c.c.)’ımıza güvenden oluşsa,

Çocukların cinsleriyle övünmek yerine ahlaklarıyla sevinsek,

Evde bireyin gücü yerine Allah(c.c.)’ın sözü geçse,

Taraflar olarak birbirimizi hizmetli görmek yerine, emanet görebilsek,

Yavrularımızı soyumuzun devamı yerine, imanlarımızın şahidi bilsek,

Kurduğumuz yuvaları, bulundukları yerde mesken görmek yerine, rahmete vesile edebilsek,

Evlerimizin dekorasyonu ile değil, gönüllerimizin, davranışlarımızın güzelliği ile öne çıkabilsek.

Evimizin fiziki temizliğine olan titizliğimiz, nesillerimizin amellerinin temizliği üzerine de olabilse,

Dünyada yüz yüze olduğumuz aile fertleriyle, mizanda yüzleşeceğimizi unutmasak,

Karşılıklı sevgiyi bitirmek yerine, rahmanın lutfu ile artırabilsek,

Yuvalarımızın huzuru için cüzdanımızdan daha çok, vicdanlarımızı hazır etsek,

Neslimizin bize bağlılığını, katkısını değil, Kur'an’a bağlılığını ve İslam’a katkısını hedef seçebilsek,

Ailede eşitlik şarttır yerine, adalet esas diyebilsek,

Eş seçerken fiziki değil, ahlaki tavrı esas alsak,

Eş seçerken, dünyalık birliktelik kadar, ahrette birlikteliği de hesaba katabilsek,

Cennet kokulu yavrularımızın, cennete yolculuğunda rehber olabilsek,

Yuva kurmanın nimet olduğunu bilip, külfetinin gereğini Allah(c.c.)’ımızın yardımıyla yerine getirebilsek

Dostlarım!

Gitmek için geldiğimiz hayat yolculuğunda, en önemli izlerimiz yuvalarımızdır. Bir gün izlerimizle yüzleştiğimizde birbirinden kaçan fertlere değil, birbiriyle mutlu olan; iyi ki böyle bir yuvam vardı dedirtecek ortamları eğer istersek, emek verirsek başarabiliriz. Allah(c.c.)’ımızın izniyle.

Denemeden bilemeyiz. Bilmeden üretemeyiz.

Anne baba olmak, yuva kurmak emek ister, özveri ister. Yaratana bağlılık ister. Kendimizi de yuvamızı da Rahman’ın rahmetine bağlayalım. Dünyada da ahirette de göz aydınlığı olacak yuvalarımız olsun. Allah(c.c.) her şeyin hayırlısıyla bizleri buluştursun. Âmin!

O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.

O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.

O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.

O gün birtakım yüzler de tozlanmış onları karanlık bürümüştür.

İşte bunlar inkârcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır.[10]

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?
 
Önemli Linkler
REFERANDUM ANKETİ
Referandumda Oyunuz:
 
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 6 konuk çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
Toplam507103
Haberler
Ziyaretçi Defteri
iletişim
kitapyurdu
EZAN VAKİTLERİ