Haçlı seferi mi, yargı seferi mi?
| Yazarlarımız - Yazarlarımız |
Haçlıların, İslam dünyasını yok etmeye yönelik giriştiği Haçlı Seferlerinin mantığıyla bu toprağın devşirmelerinin, hukukçularının mantığının birleştiğini görmek oldukça ilginçtir.
Ülkemizin müstesna siyasetçileri, siyasi söylemlerimize yeni kavramlar katmaya devam ediyorlar. Son olarak MHP lideri Devlet Bahçeli siyasi söylemlere “Haçlı Seferi” kavramını dâhil etmiştir. Meclis grubunda yaptığı konuşmada başbakanı ve hükümeti, ülkeyi bölüp parçalamakla suçlamış, yapılanların bir Haçlı Seferi olduğunu iddia etmiştir. Başbakanın ve hükümetin Haçlı zihniyetinde olup olmadığı milletimizin malumudur, ancak MHP liderinin söyleme biçiminin bir Haçlı edasında olduğunu ifade etmek gerekir.
Haçlı seferleri neydi?
Haçlıların, İslam dünyasını yok etmeye yönelik giriştiği Haçlı Seferlerinin mantığıyla bu toprağın devşirmelerinin, hukukçularının mantığının birleştiğini görmek oldukça ilginçtir.
11. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa Hıristiyan dünyasının “kutsal Kudüs’ü kurtarma” sloganıyla Müslümanları Anadolu’dan ve Ortadoğu’dan atıp, bölgeyi ele geçirmek için başlattıkları siyasal, ekonomik, askeri ve dini amaçlı seferlerdir.
1096 yılında başlayıp, 1291 yılına kadar süren yaklaşık iki yüz yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Bu dönem içerisinde dokuz büyük sefer düzenlemişlerdir. Daha sonraki dönemlerde Osmanlı’yı Balkanlardan ve Batı’dan koparma adına yaptıkları seferler de Haçlı Seferleri kapsamında değerlendirilmektedir.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere bu seferlerin birçok nedeni ileri sürülmekle beraber asıl nedenin “dini” olduğu seferlere katılan askerlerin üniformalarındaki haç işaretinden de anlaşılmaktadır.
Haçlı Seferlerinin ortaya koyduğu bir gerçek varsa o da insanlık tarihiyle birlikte başlayan “hak-batıl” mücadelesidir. Haçlı Seferleri İsa aleyhisselama gelen tevhid inancını tahrif edenlerle, o inancı tecdit etmek isteyenlerin mücadelesinin bir versiyonudur.
Batılın temsilciliğini yapan kilise, gücüne güç katmak için Doğu’yu/İslam dünyasını da etki alanının içine katmak istiyordu. Bunun için de dini motifleri kullanıyor, “kutsal toprakları kurtarma” sloganıyla propaganda faaliyetlerini yürütüyordu.
Günümüzün Haçlı Seferleri
Günümüzde ve yaşadığımız coğrafyada Haçlı Seferlerini, geçmiştekilerin çocukları değil, onların bu topraklardaki devşirmeleri yapmaktadırlar. Ne hikmetse geçmişte Haçlı Seferlerini yapanların sloganlarıyla, bugün onların bu topraklardaki temsilcilerinin sloganları bir noktada buluşuyor: “kurtarma.” Onlar kutsal toprakları kurtarıyor, bizimkiler Laik Cumhuriyeti. Ama hep kurtarıyorlar. Bir gün gelecek bu topraklar kurtarıcılardan da kurtulacaktır.
Papa II. Urbanus, Haçlı Seferleri için yaptığı çağrıda öç alma fikrini işliyordu. Bu fikir etkisini hemen gösterdi ve Avrupa ‘da bir Musevi katliamı baş gösterdi. Museviler işkencelere uğruyor, mallarına el konuluyordu. Bunu yaparken de Hz. İsa’yı çarmıha gerenlerden intikam aldıklarına inanıyorlardı.
Haçlı Seferlerinin mantığını bu şekilde özetledikten sonra, son günlerde yaşadığımız hukukî Haçlı Seferlerine geçelim.
On yıla bir darbe düşüyor
İnandıkları demokrasi anlayışının değerleriyle ve gerekleriyle halkın teveccühüne mazhar olup da sözüm ona bu cahil halkı yönetme yetkisini ele alamayanlar, sittin sene de alamayacak olanlar darbe yaparlar. Hatırlayalım, onların darbe mantığını bir hanımefendi seslendirmişti, “Bu ülkede bizim istemediğimiz hiçbir şey olmaz” diye.
Bakın biz sizleri nerelerden hatırlıyoruz:
Biz sizleri 1908 31 Mart ayaklanmasından da hatırlıyoruz. Ta Selanik’ten hareket ordusu adı altında vatanı, vatandaşlardan kurtarmak için gelmiştiniz.
İstiklal Savaşı’nı kazanan meclisi, Lozan Antlaşmasını onaylamadığı için darbeyle uzaklaştırmıştınız. Muhataplarınız ise Kurtuluş Savaşı’nın değerli âlimleri ve komutanlarıydı.
Siz milletin değerlerine darbe yapmayı alışkanlık haline getirince, bu kez millet sizden hesap sormuş, 1950’den sonra ebedi olarak muhalefete mahkûm kalmıştınız.
Milletin sillesine on yıl dayanabilmiş, kurtarma alışkanlığınız yine depreşmiş ve 27 Mayıs 1960 darbesiyle vatanı, vatandaşlardan bir kez daha kurtarmıştınız. Vatandaşlarına karşı kazandığı zaferi, bayram ilan eden tek zihniyet olduğunuzu cümle âleme de göstermiştiniz.
Millet, beş yıl sonra size bir tokat daha vurmuş, buna da on beş yıl dayanabilmiş, 12 Eylül 1980 darbesiyle bir kez daha vatan kurtarıcılığına soyunmuştunuz.
Topu topu üç yıl sonra “işte bizim adamlarımız, seçin” demiştiniz de bu aziz millet, yine milletin adamlarını seçmişti.
1997’ye gelindiğinde alnı secdelilerin iktidarına altı ay dayanamamış, yine vatan kurtarıcılığına soyunmuştunuz. Ancak beş yıl sonra millet darbesine yine maruz kalmıştınız. Millet darbesinin golünü yiyeli sekiz yıl oluyor. Adamlarınız girdiği bütün seçimleri kaybediyor, bu kez kurulan ve kurtarılan kendi koltukları oluyor. Elektronik muhtıralar verip, ilahi okuyan kız çocuklarından koktuğunuzu ilan ediyor, necip milletimizi dünya nezdinde küçük düşürmeye kalkıyorsunuz.
Ama millet de sillesini vurur
367 adı altında rakamlı bir darbe daha yapıyorsunuz, “bizim istediğimiz olmuyorsa, sizin istediğiniz de olmasın” diyor, satılmışları tedavüle sürüyor, bundan da netice alamıyorsunuz. Ne var ki yenilen pehlivan misali bir türlü de vazgeçmiyorsunuz. Siz darbe yapmaktan ne kadar hoşlanıyorsanız, millet de siyasi darbe yapmaktan o kadar çok hoşlanıyor, 22 Temmuz’da olduğu gibi bunu bilesiniz.
1908 darbesinden bu yana yapılan bazı darbeleri hatırlatmış olduk. Neredeyse on yıla bir darbe düşüyor.
Yazık! Bu adamlar neden bu kadar kısa aralıklarla darbe yapmak zorunda kalıyorlar? Millet neden hemen karşı darbeye kalkışıyor? Bir müddet sineye çekse olmaz mı?
Olmaz efendim! Çünkü bu aziz millet, değerleriyle savaşılmasını istemiyor. Darbe yapanlar, milletin değerlerine darbe yapmaktan vazgeçmediği müddetçe millet, karşılık vermekten vazgeçmeyecektir.
Hakikaten bu insanlar, koca koca adamlar niye darbe yaparlar? Sizin başka işiniz yok mu? Gidin camide namaz kılın. Darbe de ne oluyor? Zaten şeytan bize darbe yapmaya ahdetmişti. Bizler de salih ve sahih amellerimizle karşı darbe yapıyoruz. Sizin gibi darbecilere milletimizin siyasi amelleriyle karşı darbe yaptıklarını ne tez unutuyorsunuz.
Evrensel dediğiniz hukukun ne hale geldiğini bize gösterdiniz. İşinize geldiği gibi kıvırın durun bakalım. Biz zaten sizin hukukunuza güvenilmeyeceğini yine sizden öğrenmiştik. Bir kez daha hatırlatmış oldunuz. Biz de size bizim hukukumuzu hatırlatmış olalım. Ona biz “din günü” diyoruz. O gün, ne ordunuz, ne Anayasa Mahkemeniz, ne Danıştay’ınız, ne Yargıtay’ınız, ne baronuz/baronlarınız, hiç ama hiç bir şeyiniz olmayacak. Bizim ise… Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.
| NAMAZ DEVRİMİ Ömer Naci YILMAZ |
Son Güncelleme (Salı, 16 Mart 2010 19:06)

