Müslümanları ve Yahudileri Kim Nazileştirmeye Çalışıyor?
| Yazarlarımız - Yazarlarımız |
Müslümanları ve Yahudileri Kim Nazileştirmeye Çalışıyor?
Türk-İsrail ilişkilerinde gelinen aşama yepyeni bir aşamanın yepyeni bir sürecidir. İsrail askerleri bir insani yardım gemisindeki 9 Türk vatandaşını katletti. Türk vatandaşlarını katletmek, İsrail’in Türkiye devletiyle düşük profilde seyreden ama her halukarda yine de yürüyen ilişkilerini tuz buz etmek anlamına geliyor. Peki, İsrail neden bunu yaptı? Türkiye’nin dostluğu ya da yakınlığı olmadan Telaviv’in Akdeniz’de sıradan, ıssız bir şehir olacağını bilen bir akıllı ve bilge Yahudi yok muydu? Var olduğu kesin ancak İsrail hükümeti onları takmamıştır. İsrail’i Türkiye’nin karşısına direkt bir düşman ve rakip olarak çıkarmayı planlayan irade bunda kısmen başarılı oldu denebilir? Ama burada bir hesap hatası var; tarihinde Yahudilere her türlü yardımı yapmış, onları hiçbir zaman katletmemiş bir millete ve ülkeye karşı yapılmış olması.
Yahudilerin ünlü tarihçileri vardır. Tarihte hem doğuda hem de batıda Yahudilere en iyi, en hoşgörülü, en samimi yaklaşımı kim göstermiştir? İber yarımadasında Müslümanlar yönetimdeyken hem Hıristiyanlar, hem de Yahudiler hoşgörünün huzurunu yaşadılar. Daha düne kadar Avrupa’da Yahudiler; heretikler, eşcinseller ve cüzamlılarla eş sayılarak her türlü mezalime maruz kalmadılar mı? (1) Mesela 1099 haçlı seferinin ardından Kudüs’ün alınmasıyla tüm Müslümanlar katledilmiş ve İsa’nın katilleri olan Yahudilere karşı da bir nefret ve düşmanlık dalgası ortaya çıkmıştır. Yoksul haçlıların çoğu, Kudüs’e yaptıkları hac yolculuğunu Orta Avrupa’dan geçerek yaparlardı. Bu yolculuk sırasında karşılaştıkları çeşitli Yahudi topluluklarının çoğunu katletmişlerdir. Bu Avrupa’nın ilk büyük katliam dalgası olmuştur.(2) 12. 13. yüzyıllarda ise mitler üzerinden Yahudiler katledildi. Bunlardan biri; kanlarını ayinlerinde kullanmak için, Yahudilerin genç Hıristiyan erkekleri öldürdüklerine dair olan ve doğruluğuna inanılmış söylentidir.(3) 1140’lı yıllardaki bu söylenti üzerine pek çok zulüm ve katliam yaşanmıştır. Mesela, 1255’te Lincoln’da, bir genç oğlanın ölümünün ardından çıkan, Yahudiler tarafından işkence edilerek öldürüldüğüne dair söylenti, 19 Yahudi’nin Londra’ya götürülerek asılmasına neden olmuştur. 90 tanesi ise son anda kralın erkek kardeşinin müdahalesi ile aynı yazgıyı paylaşmaktan kurtulabilmişlerdir.(4) İkinci bir söylenti ise: Aşai Rabbani ayininde kutsanan ekmeğin Yahudiler tarafından kirletildiği söylentileridir.(5) Sürgün ve katliamların iç içe olduğu trajik olaylar Avrupa’nın her yerinde Ortaçağ boyunca sürüp gitmiştir. Birçok Yahudi, 1290’da İngiltere’den ve 1306’da da Fransa’dan atılmıştır. Yine 1321’de Yahudiler, cüzamlılarla birlikte, kuyuları zehirlenmekle suçlanmışlar ve ardından kıyımlar gelmiştir. Daha da kötüsü, özellikle 1348 ile 1350 arasında Almanya’da Kara Ölüm olarak bilinen veba salgını tüm şiddetiyle ortalığı kırıp geçirirken, Yahudiler bu olayın sorumlusu ilan edilmiştir.(6) yine 12. ve 13 yüzyıllarda tecrit altındaki Yahudilere her türlü zulüm yapıldı; mülk edinmeleri ve toprakla uğraşmaları yasaklanmış, birçok meslekten atılmışlardır. En büyük kovulma 1492’de İber Yarımadası’nda Granada krallığının ortadan kaldırılması sırasında gerçekleşmiştir. Bu toprakların Katolik hükümdarları kanın saflaştırılması (limpieza del sangre) arayışında, diğer tüm hükümdarlardan daha ileriye gitmiştir. Henüz kovulmadıkları yerlerdeyse, daha sonra, onları aynı anda hem koruyan hem de tecrit eden gettolara kapatılacaktır.(7) İşte bu İspanyol Yahudilerinin (Sefaradlar) tek bir sığınağı vardı o da Osmanlı topraklarıydı. Osmanlılar gerçektende dünyanın en güzel misafirperverleri oldular. Yahudileri ana kentlere iskan ettiler, üstelik pek çoğu başkent İstanbul’a yerleştirildi.
Bir çok Yahudi, yasaklı Avrupa dünyasında, küçük çapta da olsa, gündelik masrafını karşılamak amacıyla, tefecilik faaliyetine devam etmiştir. Bunun sonucunda da Kilise’nin zulmüne uğramış ve faizciler olarak damgalanmışlardır. Sadece tıpta ve diğer bazı mesleklerde üstün yetenekli Yahudiler zenginlerin, azizlerin ve kralların hizmetinde bulunabilmişlerdir. Zulmün ortaya çıktığı ve yayıldığı bu Avrupa’da şüphesiz en sürekli ve iğrenç zulüm Yahudilere uygulanmıştır.(8) Bu karşıtlık o kadar ileridir ki gerçekten sadece Hıristiyanların tavırlarını açıklamada yetersiz kalmaktadır (Irkçılık gibi bir şeydi). İşin gerçeği, Ortaçağ Hıristiyan toplumunun, Avrupa antisemitizminin ilk temellerini atmış olmasıdır.(9) Nazilerin gerçekleştirdiği holokost ise, Avrupa antisemitizminin sahneye koyduğu son tragedyalardan biriydi.
20. asır Yahudi çöküş ve yükselişine aynı anda şahitlik edilebilen bir asır oldu. Bu dip ve zirve durumu gerçekten şaşırtıcı oldu. Müslümanlar bunun şokunu hala atlatabilmiş değil. 2009 Temmuz’nda 8 günlük bir Kudüs ve Telaviv seyahatimde hep bu psikolojiyi gözlemlemeye çalıştım. Filistinli Araplar, Hıristiyanlar, hatta Kudüslü Ortodoks Yahudilerin pek çoğu bile mevcut İsrail devletinin bu türlü egemenliğini içselleştirebilmiş değil. İsrail bu haliyle kendi vatandaşlarını memnun etmekten çok uzak bir ülke görünümünde. Hükümet politikaları, alt kültür sahibi fanatik Yahudilerin kendi kendilerini tatmin aracına dönüşmüş durumda. Dünyanın her yerinde yaşayabilen ve iş yapabilen bir Yahudi için İsrail uzaklarda bir yer sadece. Arada sırada akrabaların hatırı için uğranılıp geçilen bir istasyon gibi. Belki de Kudüs’ün hatırası birçok şeyi katlanabilir kılıyor. Siyonist olmayan Yahudiler için, İsrail hükümetlerinin şimdiye kadar yaptıkları, sadece bir dereceye kadar su götürebilir cinsten faaliyetler olmaktan öte bir şey ifade etmiyor. Varoluşçu ve nihilist bir perspektife dayalı olarak yürütülen bu politikalar Yahudi birikim ve kültürüne pek çok darbeler indirmiştir. İnsanlığın ortak vicdanı ve kararlarını yansıtan uluslar arası kuruluşların aldığı kararların hiçbirini tanımamak, her türlü hukuk ve sözleşmeyi geçersiz kılmak çabası Yahudilere ne kazandırdı? Bu tavrın Yahudilikle alakası olmadığı gibi laik İsrail formatıyla da ilgisi yoktur. Türkiye gibi bir ülkeyle çatışmak ise tam bir akılsızlık olsa gerek. İsrail Türkiye’yi nükleer gücüne güvenerek mi karşısına alıyor yoksa? Askeri bir çatışmada Türkiye yada bölgeye pek çok zarar verebilme ihtimali olsa da bu İsrail’in sonu olur? Türkiyesiz bir İsrail, Amerikan lobilerinin desteğiyle ya da diğer bir ifade ile küresel destekçilerinin destekleriyle ne kadar daha bu anomalik durumunu sürdürebilir? Sürdürmesine imkan ve ihtimal yoktur. Dünya Yahudilerinin İsrail hükümetleri yüzünden kaybedecek daha fazla birşeyleri kalmamıştır. Kriz fırsatçılığı artık İsrail politikası olarak yürütülemez. Artık dünyanın gözü açıldı, başkalarının aptallığından çıkar elde etme dönemi kapandı. Bu noktada Türkiye, İsrail ve de Yahudiler için halen en güvenilir liman olma özelliğini koruyor. Ancak Türkiye’nin İsrail hükümetlerinin yarım asırdır sürdürdükleri politikalara bundan sonra göz yumması, İsrail’i bu formatıyla içine sindirmesi imkansızdır. Bu durumun Türkiye’deki hükümet değişiklikleriyle değişmesi de imkansız. Bundan sonra ki dönemlerde de hiçbir hükümet artık İsrail’i iyi bir müttefik, dost ve güvenilir bulmayacaktır. Yahudi düşmanı olmayan en önemli bir toplumu karşısına almak, İsrail’in intihar girişimidir. İsrail’deki Türkiye karşıtı bu eksen kayması, acaba İsrail hükümetinin düştüğü bir tuzak olamaz mı? Bereket versin ki dünya üzerinde aklı başında Müslümanlar ve aklı başında Yahudiler mevcut. Kim bu oyunu oynuyorsa ne Müslümanlar ne de Yahudiler nazi olmayacaktır. Bu kadar ortak tecrübeden sonra bunun kime ne faydası olacak? Bu kirli ve histerik oyun Müslüman ve Yahudi tecrübesiyle bozulmaya mahkumdur. İnsanlığa pek çok yararlı hizmetler yapan, pek çok değeri öğreten bu iki topluluğu birbirine karşı Nazileştirmeye çalışanlar inanıyorum ki yakın zamanda deşifre olacaklardır.
Kudüs sokaklarında hızlı hızlı yürüyen, son derece ciddi, eğitimli ve sevimli Yahudi çocuklarının yukarıda bazılarını sıraladığımız zulümlere maruz kalmamasının bundan sonraki en önemli faktörü, hiç kuşkusuz İsrail devletinin ve Yahudilerin Türkiye’ye bakışları olacaktır. Türkiye’yi düşman sayan herkes kaybetmeye mahkumdur. Neden mi? Çünkü Türkiye bu süreçte, hakkın, hukukun, adaletin, vicdanın ve sağduyunun yanında yer alıyor. Türkiyesiz yaşayabileceğine inanıyorsan yolun açık olsun. Ama şunu bil ki; bir gün yine karanlık şeytani güçler tepene biner, papalık engizisyonu! seni çarmıhta yakmaya karar verir, çirkin ve ahlaksız krallar seni göç yollarına düşürür, uyguladığın politiklar nedeniyle yarattığın antisemitik güçler idamına karar verir, yeni Naziler seni kamplara tıkarsa… emin ol Türkiye sana bağrını açacak, sana ağabeylik yapacak tek ülkedir. Tıpkı 500 küsür yıl önce yaptığı gibi.
(1) Avrupa’nın Doğuşu, Jacques Le Goff, Çev: M. Timuçin Binder, Literatür Yay. 2008, İstanbul, s,96
(2) Aynı eser, s,102
(3) s,103
(4) s,103
(5) s,103
(6) s,103,104
(7) s,104
(8) s,104
(9) s,104

