GİZEMLİ SÖZLER VE RUHUN MÜZİĞİ: ŞİİR
| Yazarlarımız - Yazarlarımız |
Şiirin işlevini ve gücünü, şairin görevini anlama noktasında Miladın 15, Hicretin 8. yüzyılına bakmamız, Ebülbaka Salih Bin Şerif ve Endülüs Mersiyesi’ni hemen hatırlamamız, mutlaka yeniden yeniden okumamız lazım.
İslam Medeniyeti en seçkin döneminde iken haçlı orduları, Cengiz’in akınları, Timur’un yürüyüşü büyük facialar zinciridir. Endülüs Medeniyeti mahvedilerek Kurtuba, Belensiye, Mursiye adeta siliniyor. İslam Endülüs’te içine çekile çekile adeta Gırnatadan ibaret kalıyor. Gırnatanın da kapıları Ferdinantın orduları tarafından zorlanmaktadır. Dünyada merhamet ve adalet göstererek müdahale edecek bir güç veya ümit yoktur. Osmanlı o dönem kuruluşunu tam inşa edememiş, özellikle denizaşırı ülkelere yardım veya müdahale edebilecek seviyeye gelmemiştir. Bu sebeplerle Endülüs İslam Devleti yıkılır. Eşsiz medeniyet küle döner. İşte Ebülbaka Salih Bin Şerif’in bu kasidesi o günlerin mersiyesidir. O görkemli medeniyetin sanki son sanat nümunesi anıt bir şiirdir.
Kur'an-ı Kerim'in “Şuara Suresi” ismini şairden alsa da yalnız şu son dört ayet şairlere değinir: 224.Şairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar. 225. Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar, 226. Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar. 227. Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.
Bu ayetleri okuduğumuzda şiiri din dışı, şairi de kahin, büyücü gibi görmek mümkün. Ancak ayetleri Hz. Peygamber'in, ' şüphesiz, şiirin bazısında hikmet ve bazısında sihir vardır' hadisi ışığında okumak, kasidei Bürde Şairini hatırlamak ve hemen 227. Ayetle bağlantı kurmak gerekir. Bu bağlantıyı sağladığımızda algılama biçimi hemen yerini alıyor. Zaten öyle olmasa idi Şeyh Galip, Fuzuli, Muhyiddin-i Arabi, Mevlana ve Yunus olur muydu?
Endülüs Mersiyesi gibi Safahatla Mehmet Akif birinci dünya savaşının acılarını, yurdumuzun işgalı, milletimizin çektiği sıkıntıları, yıkıntıları ve çöken bir medeniyetin şokunu safha safha anlatması, milletinin ızdırabının sesi olması, yol göstermesi yine şiir marifetiyle oluyor. Ve Milli Mücadelenin kazanılması, İstiklâle kavuşulması ile “İstiklal Marşı” bütün yaraları sarıyordu. Ve hala günümüzde geçmişten gelen sesi, geleceğe taşıyan, kültür ve medeniyetimizin figürlerini, motiflerini en canlı şekilde sanatı ile muhafaza eden, şiirleriyle milletimizin hissiyatının tercümanı olan, huzur ve mutluluk yollarını, çıkış yolunu göstermeye çalışan bir Sezai Karakoç Şairin ve Şiirin görevini, işlevini bize gösteren en canlı örnektir.
En son yazdığım şiirimde:
Mecnun dönemi kapandı sıra bizdedir,
Ferhat bizi anlatır, Şirin içimizdedir.
Aşıkların figanı bitmez gönlü kırıktır,
Aşkı ebedi kılmak görevi şairimizdedir.
Demiştim. Evet aşkı bize hep şair anlatmış, aşk şiirle gelmiştir. Şiirle ebediyete şiir gibi akmaya devam edecektir.
Naci GÜMÜŞ
Son Güncelleme (Perşembe, 11 Şubat 2010 10:12)

