Üye Girişi
Site İçi Arama
İstatistikler
Üyeler : 35
İçerik : 257
Web Bağlantıları : 25
Reklâmlar

PostHeaderIcon Yeni Eklenenler

PostHeaderIcon En Çok Okunanlar

PostHeaderIcon Kemalizm Nedir, Ne Değildir?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Yazarlarımız


KEMALİZM NEDİR; NE DEĞİLDİR?

Kemalizm, ilk kez dış basında özellikle İngiliz basınında Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’da yürüttüğü siyasi faaliyetlerin tanımlanmasında kullanılmıştır. Henüz 16 kişi iken ve Anadolu’da gözlem, temas ve genel olarak durum değerlendirmesi anlamına gelecek önemde geziler yaparken, dış basında Mustafa Kemal’den ve hedeflerinden bahsedilmesi önemli bir olaydır. Ve yakın tarihimiz bu yönüyle de araştırılmalıdır. Kars’tan Ege kıyılarına kadar kongrelerini yapmış, meclisini oluşturmuş, devlet kurmuş, para ve pul basmış Anadolu’daki birçok küçük devletçiğin hiçbiri dış ve iç basında konu edinilmezken Mustafa Kemal Paşa’nın padişaha isyan ve gayrimüslimlere karşı kötü niyetler taşıdığı da dahil olmak üzere birçok haber ve yorumlar sıklıkla yer almıştır. Basının yakın ilgisi, ilginç bir şekilde diğer hareketleri önemsizleştirmiş ve dikkatleri Mustafa Kemal üzerinde yoğunlaştırmıştır. 

Kısaca değinirsek dış basında Kemalizm, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının İstanbul hükümeti ve gayrımüslimler hakkındaki amaçlarını tanımlamak için kullanılmıştır. Kemalizmin yerli ve milli tanımı ise “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Paşa’nın düşünce ve uygulamalarıyla sınırlı topluma ve devlete ilişkin görüşlerdir.”

Mustafa Kemal Paşa’nın görüşleri ne kadar özgündür, üzerinde kimlerin etkisi olmuştur, merakla izlediği kişi ve ekoller hangileridir, bunları da ayrı bir yazı konusu yapmak gerekir. Ama Paşa’ya görüşünü zorla kabul ettiren açık ve aleni bir kişi veya odak yoktur; var olduğu iddia edilecek olursa da, buna ilişkin hiçbir kanıta bugüne kadar rastlanmamıştır. O nedenle Paşa, Doğu ve Batı düşüncesinden ne kadar etkilenmiş olursa olsun, ikna olmadığı bir görüşü benimsememiştir. Bundan dolayı da Kemalizme etki eden kaynaklar ne olursa olsun, savunduğu görüşler ve inkılap diye yaptığı icraatlar, Paşa tarafından içselleştirilmiş ve her ortamda kendisini en etkili bir dille rahatlıkla savunabilmiştir.  

Dış basında ilk gündeme geliş biçimiyle Mustafa Kemal Paşa, Padişah ve gayrımüslim karşıtı mıydı sorusu, zamanla gerçek olmuştur. 1922’de Saltanatı kaldırmış, 1923’de Lozan imzalanınca da ilginç bir şekilde çoğu Milli Mücadeleyi destekleyen Anadolu’daki Papa Eftim Cemaati’nin üyeleri Rumlar mübadele kapsamında Yunanistan’a gönderilmiştir. 1925’ten sonra da “Vatandaş Türkçe Konuş!” kampanyaları sırasında Yahudi, Rum ve Ermeniler de Türkiye’yi terke dolaylı olarak zorlanmıştır. Bundan en çok da Yahudiler etkilenmiştir.

Dış basındaki Kemalizm tanımlamasının Padişah ve gayrımüslim karşıtlığı kısa sürede doğru çıkmıştır. Ama bilinmelidir ki Kemalizm bunlarla sınırlı değildir; bu olaylar sadece Kemalizm’in ayak sesleri olabilecek gelişmelerdir, demek daha doğru olacaktır.

Gerçek anlamda Kemalizm;

-Kelam kitaplarında yüzyıllarca okunan “toplumu yöneten başkan – halife, seçimle iktidara gelen kişidir” görüşünü uygulamak için saltanata son veren karardır. Bu tespitimizi kabullenmekte zorlananlara NUTUK’un saltanatın ve hilafetin lağvi bölümlerini okumaları tavsiye olunur.

-Osmanlı padişahları ve bürokrasisi laikliği benimsemenin önünde “gayrimüslim” nüfusu ciddi bir engel gördüklerinden laikliğin Osmanlı’da uygulanamayacağını düşünmüşlerdir. Oysa Kemalizm, ikinci olarak yeni Türk Devleti’ni mübadele ve benzeri yollarla gayrımüslimlerden arındırarak bu endişeyi gidermiştir.  

-Müslümanlardan oluşan yeni devletin nüfusu yeterli görülmediğinden hem nüfusun artması için memurlara yüksek miktarda çocuk parası ödenmiş, hem de Türkçe bilmedikleri halde sadece Müslüman oldukları için yurt dışından Pomak, Boşnak, Makedon ve Arnavutların Türkiye’ye göçleri teşvik edilmiştir.   

            -Yeni Türk Devleti, ülkede gayrimüslim sayısını iyice azalttıktan sonra da Kemalizmin içeriğini oluşturan inkılaplar yapılmaya başlanmıştır. Bunun amacı da Müslümanı modernleştirmek – çağdaşlaştırmak olmuştur.    

            Kemalizmin Müslümanı modernleştirmenin dışında farklı bir amacı olsaydı; olaylar ters yönde gelişirdir. Müslümanlar yurt dışına çıkarılır; yerlerine gayrımüslimler getirilirdi. Bu olmadığına göre Kemalizm, bütün yönleriyle Müslümanı modernleştirilme stratejisidir.

            Sorun şudur:

-Bu hızda ve yoğunlukta Müslümanın modernleşmesine – çağdaşlaşmasına Müslüman halk, ne kadar hazırdır, diye bir soru sorulacaksa, alınacak yanıt olumsuz olacaktır. Osmanlı Devleti döneminde sürekli Batıyla savaşan bir toplumu savaşa hazırlamak için Batılı değerler halka gavurluk olarak tanıtılmıştır. Bu söylem Cumhuriyetle keskin bir viraja girilerek değişmiştir. Alınan sert viraj, aydınlar arasında sorun olmasa da nüfusun %80’i köylerde yaşayan Müslüman halk arasında hoşnutsuzluk yaratmıştır. Buna rağmen inkılapların gördüğü tepki sanılandan azdır; sonradan ileri sürülen iddialar ise abartılardan oluşmaktadır.    

-Bir diğer sorun da yeni Türk Devleti’nin taşra bürokrasisinin, tek kelimeyle işgüzar olması ve halka karşı saygısızlığıdır. Her bir kamu görevlisi kendisini Atatürk gibi yetkili görmüştür; ne yazık ki, Atatürk’ün stratejik zekasından ve halka olan saygısından ise oldukça yoksundurlar.

-Son ama yukarıda belirtilen iki neden kadar önemli üçüncü bir faktör daha vardır. O da Müslüman olmadıkları halde Türkçe bilmenin ve Müslüman görünmenin faziletlerinden yararlanan merkez bürokrasinin elitleridir. Bu kişiler, zaman geçtikçe aileleriyle kamu bürokrasisine, medyaya, banka kredilerine, üniversitelere ve siyasete hükmetmeye başlamışlardır. Özellikle Mustafa Kemal Atatürk’ün rahatsızlığının arttığı dönemde etkisini artıran ve İnönü döneminde taşraya da yerleşen bu aileler ve devşirerek aralarına kattıkları aileden Müslümanlar, Kemalizmi tüm kavram, kurum ve stratejilerini tahrif ederek hem Müslüman çoğunluğun, hem de azınlıkların aleyhine kullanmaya başlamışlardır.

Bu sorun, zamanla derinleşerek tüm Cumhuriyet değerlerini, Müslüman çoğunluğun hukukunu çiğneyerek bir azınlığın çıkarları doğrultusunda tahrif etmişlerdir. Kemalizm ve tüm Cumhuriyet kazanımları, Boğaziçi Aşireti’nin çıkar retoriğine dönüşmüştür.

Gelelim Şerif Mardin’in Cumhuriyet’in iyi, güzel, doğru ve adil değerler yaratamadığı görüşüne.. Üstad, “Cumhuriyet … değer yaratamadı” derken genelleme yapmakta ve doğru ile yanlışı ayırt etmeksizin genel bir ifade kullanmaktadır. Oysa Üstad Şerif Mardin, her konuda yapmayı ihmal etmediği analizlerini bu konuda da biraz ilerletebilse, değer üretilememe sorununun nedenlerini daha anlaşılır şekilde ortaya koyabilecektir.

Bizden söylemesi; şikayet edilen Kemalizmin; Mustafa Kemal Paşa’nın Kemalizmi olmadığı bilinmelidir. Tahrifatın nasıl ve hangi çevrelerce yapıldığı ise artık sır değildir.  

  Harun ÖZDEMİR

                                                                                 

 

 

Son Güncelleme (Pazar, 27 Haziran 2010 10:47)

 

Yorumlar 

 
+1 #1 MEHMET ÇOBAN 2010-01-13 10:59
İnsanların ilkeleri görüşleri fanidir tıpkı insanlar gibi.

Müslüman zaten baki ilkelere sahip Allah'ın ilkelerine ve bildirdiklerine tabidir

Üç günlük dünya hayatının özü, Rabbin huzurunda verilecek hesaba göre hayata anlam katmaktır.

Kur'anın özü olan bu düşünceye göre hareket etmek. Dünyaya öyle bakmak. Yaşamın ilkelerini buna göre canlandırmak önemli olsa gerekir.

Kemalizm nedir, ne değildir?

İnsanın temel sorunu olmasa gerekir diye düşünürüm.

Kemalizm bugün var yarın yoktur.

İnsanları tarihin bir noktasındaki görüşlere noktalamak gelişme ruhura aykırıdır diye dünüşürüm.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?
 
Önemli Linkler
REFERANDUM ANKETİ
Referandumda Oyunuz:
 
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 1 konuk çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
Toplam506820
Haberler
Ziyaretçi Defteri
iletişim
kitapyurdu
EZAN VAKİTLERİ