KAZANÇ GEMİSİ
| Yazarlarımız - Yazarlarımız |
KAZANÇ GEMİSİ
Rahman buyuruyor ki:
“Birine ölüm gelip de: "Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam" diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan sarf edin.”[1]
Rasûlullah(s.a.v.) buyuruyor ki:
"Salih mal, salih kişi için ne iyidir"[2]
Yüce Beyan’a göre mutlak malik Allah(c.c.)’tır. Mülkün sahibi O olunca, tasarruf hakkı da Rahman’a ait olur. Mülkünden dilediği kadarıyla kullarını rızıklandıran Rezzak’a karşı en büyük imtihanımız kazandıklarımız üzerindendir.
Hayatımız doğum ile ölüm; başı ve sonu belli iki uç arasında geçmektedir. Koca bir hayatın sonu kazanmak ya da kaybetmekten ibarettir. Bütün uğraşılar bunun üzerinedir. İnsanlık tarihi, kazanmayı dünyalık olarak belirleyenlerin ve Ahiret’ten beklentisi olmayanların kaybettiği hayatlarla; beklentisini Ahiret’te Allah(c.c.)’ın hoşnutluğunu kazanmak için belirleyenlerin hayatlarıyla geçer.
Mü'minler, yüce Kur'an’ın ifadesiyle her şeyini O’nun rızasını kazanmak üzerine bina ederler.
Onun için günlük bakkal hesabı tutanlar, zararda ahlanır; kârda ise sevinir.
Ya koskoca bir günü, bir ayı, bir yılı geçiren mümin ömrün hesabını yapmaz mı?
Acaba kazanabiliyor muyum? diye vahye sormaz mı?
Hesapsız kitapsız mı yaşayacak? Hesaplı, kitaplı düzenlenmiş dünyada.
Bir kilo domates alırken karı- zararı düşünüyoruz da; bedelsiz ikram edilen ömür sermayesinin karını-zararını düşünmeyecek miyiz? Sadece ömür mü? Ömrümüzü sürdürdüğümüz dünyadaki bunca nimet için hangi bedeli ödedik?
Çiçeklerden kovana bal taşıyan arının balına ödediğimiz parayı hesap ederken, arıyı hizmetimize sunan ikramı hesap etmeyecek miyiz?
Kazandıklarımızı sayarken kaybettiklerimizin farkında olmamız gerekir. Geçici kazançlar için kalıcı olanları feda etmek gibi bir gaflete düşmeyelim.
Yanlış kazanç yollarının mazeretlerini öne sürerek savunmaya geçmemeliyiz. Haşa! “Allah’ım ben böyle yapıyorum ama işte şu sebeple…” diyerek Allah’ın Rezzak olduğuna inandığımızı hatırlayıp: ”Rahman bana yetmiyor mu” sorusunu kendimize sormamız gerekir.
Mülk Kimin
Kur'an: ”malın, mülkün sahibi kim” sorusunun cevabını mülkün sahibinden alır: ”Bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır? Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” [3]
Birçok ayette her şeyin sahibinin Allah(c.c.) olduğunu Kur'an bizlere hatırlatır. Sahibini hesaba katmadığımız dünyalıklar mal/mülk sahibiyle aramızı bozar.
Yine mülk sahibi: ”Andolsun biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele”[4]
Dünyamızın da ukbamızın da bizim de sahibimiz olan Allah(c.c.)’ın mülküyle ben kazandım deyip Rahman’ın istediği gibi kullanmasak, verenin terbiye etme yolları çoktur.
Biz kazandıklarımız için kullandığımız aklımızı, gücümüzü nereden nasıl aldık.
Elimizi bir kere kaldırabilmek kaç lira eder?
Ya işe giderken yürüyebilmek?
İşi yapabilmek için kullandığımız akıl.
Bundan dolayı maddi kazancın temiz olması için Cenab-ı Hak emirler buyurmuştur. Hem kazanımı hem de harcaması doğru olan mallarımız imanlarımızın da şahidi olurlar. Bizim şu anda sayacağımız zenginlerin yüz yılı geçmez ki bizde buna dâhiliz, Allah(c.c.) için harcadığından başka hiçbir şeyi kalmayacak.
Nifakın panzehiri: İnfak
İnsan Rezzak olanın sofrasından bir ömür boyu yer içer. Sofranın asıl sahibi vererek denediklerinden, vermeyerek denediklerine vermesini ister.
“Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.” [5]
Infak: Allah yolunda harcama yapmanın genel adıdır. Bu harcama, nafaka olarak birinin gıda olarak ihtiyaçlarını karşılama anlamlarına gelir. Nafaka kavram olarak; gerek yakın akraba gerekse diğer insanlardan fakir ve muhtaç olanlara para ve geçimlik vermek, onların geçimini sağlamak, beslemek demektir.
İnfak, kapsamı geniş, toplumu birebir ilgilendiren bir kavramdır. Kur’an-ı Kerimin öne çıkardığı müslüman davranışlarının en önemli ayağını infak oluşturur. Rahman mü’minleri tanıtırken; onları ‘Allah yolunda infak edenler (harcayanlar)’ olarak tanıtıyor. İnfak edenleri sürekli övüyor, infak ibadetinin yüceliğini ve karşılığının büyük olduğunu belirtiyor.
“Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağanak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisentisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir”[6] müjdesini kullarına veren Rahim, bize verdikleriyle kazandırmayı murat etmektedir. Öyle ki O verdikleriyle dünyada da Ahiret’te de kazanmamızı lütfetmiştir. Allah(c.c.) için harcamanın heyecanını yüreklerinde hisseden Müslümanlar, mallarını imanlarına şahit tutup malını Allah(c.c.)’ın askeri haline dönüştürenlerdir.
” Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir borç verecek yok mu?...[7] Sorusuna varım ey mülkün asıl sahibi diyen olabilmeyi Cenab-ı hak nasip etsin. Alacak adresi Allah(c.c.) olanın sırtı yere gelir mi? Kerim olan Allah(c.c.) o kadar sınırsız cömert ki, kendisinin verdiğinden kendisi için (yine insanın yararı için) borç istiyor. Bunu gerçekten anlayabilsek hayatımız da çok şeyler değişirdi.
Mülk imtihanı
Ey İnananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki size merhamet eder.[8]
Mülk imtihanı, şahid olduğumuz asrımız Müslümanlarının en çok kaybettikleri sınavdır. Eğer öyle olmasaydı aç kalan olmazdı. Yiyecekleri çöpe atanlarla çöpten toplayanların fotoğrafına iyi bakmak gerekir. Üst katta mükellef sofrada kuş sütü nerede diye soranlar, kuş kadar yuvası olmayanları sormuyorlar bile çoğu zaman. Öncelikle mülkün Rabbine iman edenler, Allah’ın verdikleriyle övünmeyi seçenler değil, Allah’ın ver dediklerini vererek sevinmeyi seçmelidirler. Malumdur ki, her varlık doyacağı kadar yer. Arta kalan mirasçılarındır. Mülklerimizi mekânlarımızı bırakıp gideceğimiz gün yanımızda olmasını istediğimiz asıl mülkü edinmenin yolu da yaşama fırsatımızdır. Mülke bakışımızı Ahiret’e bakışımız belirler. Rasûlullah(s.a.v.) buyuruyor ki:
"Tüm düşüncesi Ahiret olan kimsenin, kalbini Allah zengin kılar. Onu derler, toparlar ve dünya ona gelip boyun eğer.
Kimin de bütün kaygısı dünya olursa, Allah onun gözlerinin arasına fakirlik yerleştirir, işlerini darmadağın eder. Dünyadan da ona, sadece kendisi için takdir edilen şey gelir. (Tirmizî)
Mülkten bize ait olan nedir? diye sorduğumuzda alacağımız/ vereceğimiz cevap şu olmalıdır: “Mülkten bize ait olan Allah yolunda harcadıklarımızdır.”
Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki: "Âdemoğlu, malım malım diyor. Ey Âdemoğlu, senin yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin yahut tasadduk edip (sevabını) defterine geçirdiğinden başka senin malın mı var!"
Allah(c.c.)’ımızın verdiği her şeyden Kur'an rehberliğinde infak etmeliyiz. Unutmayalım ki, kimimizin maddeye kimimizin de manaya ihtiyacı vardır.
Özelde ise ekonomik olarak ibadette bulunmak malı, mülkün asıl sahibine ödünç vermektir. Mülkle alakalı Kur'an ayetlerini bu yüzden titreyerek okumalıyız. Karun gibi malına güvenenler de olacaktır. Allah’ın rızası için malından ve canından vazgeçenler de olacaktır.
Biz ne taraftayız?
“İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah'ın rızasını almak için kendini ve malını feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir.” [9]
Herkesin az veya çok geçtiği mülk imtihanını kazanmanın yollarını fırsat olarak görmeliyiz. Malımızın mümkün olan bir kısmını düzenli infak hesabına aktarmalıyız. Ahirette adımıza yatırılmış infak hesapları kim bilir ne kadar bizleri sevindirecek. Çünkü her infak sevincin artmasına sebep olur. Allah(c.c.) rızası için sevindirenleri Allah(c.c.) mutlaka sevindirir. Kul bütçesi kadar verir; Allah(c.c.) şanı kadar verir.
Boş işler için çuvalla para harcayanların Allah(c.c.) için çuvalın boşunu bile vermediklerini ne yazık ki görüyoruz. Sadece boşa da değil, cehennemi satın almak için adeta yarışanlar var. Mülk gemisini cehenneme sürenler var. Dünyalık kazançlar için artırıp kazanma yollarını soranlar, soracakları asıl kapı Kur'an’a yaklaşıp:”Yarabbi kazanmak nedir” sorusunun cevabını bulmalıdır.
İnfak maldaki nifakı ortadan kaldırır. Kişiyi azgınlıktan kurtarır. Ver Allah(c.c.)’ım deyip vermeye (hem de almak için) yanaşmayan tavrı ortadan kaldırır. İnfak sahibini cömert kılar. Cömertliğin karşıtı cimriliktir. Allah(c.c.)’ımızın Kur'an-ı Kerimde yerdiği büyük hastalıktır. Allah(c.c.) cimriliği Müslümanlığa yakıştırmaz. Cimriliğin telkini şeytandan gelir.
Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
"Kulların sabaha kavuştuğu hiçbir gün yoktur ki, iki melek inip, biri:
"Allah’ım! Allah için veren kimsenin verdiği malın yerine daha iyisini ver!"
Öbürü: "Allah’ım! Vermeyip, elinde tutanın malına telef ver!" Ebû Hureyre r.a. /Buhârî)
Farz olan zekât, malımızdaki kiri temizler. Sadakalarımız mala değil, malın sahibine olan sadakatimizi belgeler. "Yarım hurma ile de olsa ateşten korunun,” buyuran Efendimizin çağrısı ne kadar dikkat çekicidir. Yarım hurmasından değil, hurma bahçesinden bile vermeyenler, mübarek kalem suresindeki bahçe sahiplerinin durumunu iyi görmelidirler. Demek ki mal sahibi için ateşte olabilir, ateşe perde de olabilir. İhtiyaç sahiplerine malından pay ayıranlara Allah(c.c.) rahmetinden pay ayırır. Mallarımız, açık imtihanlarımızdır. Açık kapıyı cimrilik kilidiyle kapatanlar, infak anahtarını ahirette çok ararlar.
Kar zarar neye göre
Herkes elde ettiği maddi ve manevi kazancın yüksek olmasını bekler. Kimisi dünyevi, kimisi de uhrevi kazancı öne alır. İnsanlık, delaleti hidayete tercih edenlere de, hidayeti en büyük kazanım görenlere de şahittir. Mülkün kârlısı, Rahman’ın razı olduğudur. Bu bazen kuru bir ekmek, bazen de ekmek fabrikası olabilir. O’nun kâr demediğinin bize göre kâr görünmesi geçicidir. Unutmayalım ki, Ahirette kazandırmayan bütün kazançlar, aslında kaybettiğimizin şahididirler. Ahirette hiçbir ülkenin değerli! parası geçmez. Ahiret’te kazanç adına geçecek tek değer, Allah(c.c.) için imanlarımıza şahit ettiğimiz mülklerimizdir. Allah(c.c.) kaç kat evin, kaç model araban, kaç dönüm toprağın, kaç liralık işin olduğuna bakarak kuluna değer vermez. Bütün imkânlarını Allah(c.c.) için seferber edip etmediğine bakar. Kuluna cömertçe veren Allah(c.c.), kulunun cömertliğine bakar. Şükürsüz mal, sahibini ‘karun’ yapar. Mal, sahibinin hizmetkârı da, efendisi de olur. Kur’an şeytanın vesvesesiyle ben kazandım, kime ne diyenlerin tavrını kâfirlerin/nankörlerin tavrı olarak haber verir: ”Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkâr edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler.”[10]
Gerçek ihtiyaç sahibini görmezden/duymazdan gelip te Allah(c.c.) versin deyip savanlar, konuştuklarının nereye varacağını bilmelidirler.
İhtiyaç sahibinin maldaki hakkı, Allah(c.c.)’ımızın taksimidir. O yüzden vermemek, vereni dinlememektir.
Yüce Rezzak’ın kulunun malından kendi rızası için istemesi kuluna Rahman’ın lütfudur. Yaşadığımız ilin valisi bizden bir bardak çay ısmarlamamızı istemesi ne kadar da hoşumuza gider. Ne vali, ne başbakan, ne cumhurbaşkanı, Allah(c.c.) senden kendisine güzel borç vermeni istiyor. Ne büyük şeref! Bu şerefi ve izzeti malıyla elde etme imkânına kovuşabilmek ne büyük nimet.
Sahi, bizi gören yoksullar sevinebiliyor mu?
Gıyabımızda şu insan Allah(c.c.) için vermeyi dünya için biriktirmeye tercih ediyor diyorlar mı?
Aç olan komşumuz, ben açken o tok yatamaz diye samimiyetle cömertliğimize şahitlik ediyor mu?
Malını, mülkün sahibine adayanların listesinde adımız var mı?
Dünyalık riskler için elde ettiğimiz mallar kasko/sigorta yaptırırız da mallarımızın cennet olarak geri dönmesi için infak etmeyi nasıl unuturuz?
Kasko şirketleri batabilir, ancak Allahın rızkı sonsuzdur. “Allah(c.c.) için verme yarışına var mıyız?” Asıl yurtta kazanmaya sevdalı mıyız?
“O gün Allah onlara: “Ey benim kullarım bugün ne korkacaksınız, ne de üzüleceksiniz!” diyecek. O kullarım ki, ayetlerime inanmışlar ve Müslüman olmuşlardır. Ey kullarım! Siz ve mümin eşleriniz girin cennete, orada ağırlanıp sevindirileceksiniz. Orada altın tepsiler ve kadehlerle onların etrafında dolaşılır. Orada canlarının çektiği, gözlerinin hoşlandığı her şey var. Ve sizler orada ebedi kalacaksınız. Dünyada yaptığınız doğru dürüst işler sayesinde, elde edeceğiniz cennet işte böyledir. Size orada pek çok meyveler de var, onlardan yersiniz.” [11]
Ey Vahhab/karşılıksız veren Rabbim! “verirken elleri titreyen değil, sevinçten kalpleri titreyen olmayı” nasip eyle.
Mustafa KOLCU
Son Güncelleme (Pazartesi, 01 Şubat 2010 10:18)

