Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İmgeler, simgeler!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

 

Mehmet_Cobanİmgeler ve simgeler bir hayattır. Gönlümüzden somut değerler üzerine yüklenir. Somut değerler üzerinde sonsuzluğa doğru anlamlar genişler. Aslında bir ustalık işidir. İmgeler ve simgelerle buluşmak. Onlarla haşir neşir olmak… Anlatacağın şeyi onların enginliğinde anlatmak…
 
Her imge, her simge; sembolleriyle kafamıza yazılır. Küçücük bir söz, küçücük bir cümle; bir hayatı, bir cihanı, bir deryayı anlatır. 
 
Mekanik, yapay toplumların imgeleri, simgeleri gittikçe fazla yoktur. Mevcutları da gittikçe kaybederler. Mekanik, yapay toplumlar; saatlerin tik takları gibidir. Saatinde yat, saatinde kalk, saatinde ye, saatinde dışarı çık, saatinde işe başla, saatinde işi bitir, saatinde tatil yap, saatinde insanlarla buluş, saatlik görüşmeler yap.
 
Hâlbuki doğanın içinde özgürlüğü yaşayan toplumlar öyle değildir. Tohumu zamanı gelince doğaya ekerler, zamanı gelince ektiklerini biçerler, bir yıllık yaşamlarına yetecek, hatta artacak kadar doğadan beslenirler. Yapay, mekanik bir toplumda insan 365 günün her saati çalışmak zorundadır. Doğada böyle bir zorunluluk yoktur. Mekanik, yapay bir toplumda bugün canım istemiyor, başka gün işe gideyim diyemezsiniz. Ama doğanın içinde özgür yaşıyorsanız, bugün canım istemiyor, bahçemi, tarlamı yarın süreyim, ertesi günü dikeyim diyebilirsiniz. Doğa kendi özgürlüğünde sizi de özgür bırakır. Öyle mesaiye geç geldin veya mesaiye gelmedin, kes maaşından demez. Özgür doğa, özgür insan ister. Alın terine karşılık kazık atmaz, maaşından kesmez, patronların çıkarcı politikası yoktur. Çalışanın sırtından geçinmez.
 
Doğallığın rahatlığında yaşayan insan; ister çölde olsun, ister yeşillikler içinde, ister bozkırlarda, fark etmez; özgürce aklını, fikrini, kalbini kullanır. Kelimeler üzerinde oynar. İmgeler, simgeler üretir. Doğanın her rengine, her milimine, her hareketine anlamlar yükler. Edebiyat mekanik, yapay toplumlardan değil, doğayla iç içe özgür yaşayan toplumlardan çıkar.
 
Kur’an doğayla özgürce yaşayan toplumlara indirilmiştir. Toplumun ürettiği imgelerle, simgelerle konuşur. Kelimelerin somut anlamlarının üzerine, soyut anlamlar yükler. Kur’an’ı somut düşünenlerden çok soyut düşünenler anlar. Onun için Kur’an’ı kelimelerle anlamak isteyenlerden çok, imgelerle, simgelerle düşünenler anlar.
 
Çağımız imgelerle, simgelerle konuşmayı bıraktı. İmgelerle, simgelerle düşünmeyi bıraktı. Nedeni; doğadan, doğal yapıdan uzaklaştı. Bu nedenle Kur’an’a düz bakıyor. İmgeleriyle, simgeleriyle bakmıyor. Düz bakınca anlayamıyor. Düz mantık çalışıyor. Ya herro, ya merro diyor. Ya böyle, ya şöyle diyor. Ya cehennem, ya cennet diyor. Somut düşünceler keskin duruşlara sahip. Soyut düşünce keskin düşünceleri af kapısına yaklaştırıyor. Allah’ın Rahman, Rahim sıfatıyla buluşturuyor. Esirgeyeni, bağışlayanı öğretiyor. Cehenneme doğru koşturanı ateşin ortasından çekip alıyor. Somut düşünce cehenneme doğru koşturana bir tekme de kendisi yapıştırıyor. Sen onlara somut şeyler söyle; onlar soyut düşüncelerle kendilerini geliştirsin. İşte bu Kur’an’ın temel felsefesi… İmgeleri, simgeleri bilmeyenler anlamakta zorluk çekiyor.
 
Çağımız zekâyı, aklı bitiriyor. Doğayı, doğallığı öldürüyor. Kelimelerin somut anlamlarıyla ayetleri ipe çekiyor. Darağacını kuruyor, bütün değerleri idam ediyor. Kupkuru, yoz bir İslam üretiyor. En küçük bir toleransı yok. En küçük bir açılımı yok. Asıyor, kesiyor, öldürüyor, yok ediyor.
 
Onun için Musa’nın asasını yılana dönüştürürken, Allah’ın Musa’ya verdiği hidayet, güç, ilahi otorite olduğunu gözden kaçırıyor. Allah’ın eli denilince elleriyle kıyaslıyor. Salih’in devesiyle bir devenin öldürüldüğünü düşünüyor. Hâlbuki öldürülen doğal hayattı. Yaşamın kaynaklarıydı. Yaşamın kaynakları öldürülünce yaşam bitti, yok olup gittiler.
 
Çölde yaşayan Araplar; gündüzün sıcağında, gecelerin soğuk buz kesişinde, doğayla bütünleşerek şiirleşiyor. Şiirleştikçe; imgeleri, simgeleri artırıyor. Ortaya güzelliği ancak felaket diye nitelenecek bir dil çıkıyor. Fasih, apaçık, duru, imgeleri, simgeleri bol, deryalar deryası gibi bir dil. Ayetlere somut baktığınızda haşin bir din ortaya çıkıyor. Kelimelere soyut baktığınızda; barış, huzur, esenlik bütün hayatınızı kaplıyor.
 
Anlamak anlaşılamamanın kardeşidir. Anlaşılan olsaydık, anlamış olmazdık. Mekanik, yapay dile sahip çağımızdan, imgeleriyle, simgeleriyle çöllerde vahalar oluşturan 1400 yıl öncesinin diline inemiyorsak; kum fırtınaları içinde gökyüzündeki yıldızlardan anlam çıkaramıyorsak, gündüzün yakan sıcağından gecenin buz kesen ayazına geçemiyorsak; ayetler bize hitap etmiyor demektir. Çünkü ayetler; 1400 yıl önce fasih, açık bir şekilde Arapça konuşan halkın diliyle indirildi, yazıldı, nakledildi. Mekanik, yapay çağın dilinden çok uzak.
 
Dilini küçümseyen; kendine dünyada yer edinemeyendir. Bir ırka göre; ana dili yaşamıdır. Bir dine göre vahyin indirildiği din hidayettir. Anlamak gerekmez. Duymak hissetmek gerekir. Tıpkı anlamadan; yediğimiz, içtiğimiz, uyuduğumuz, çalıştığımız, yaşadığımız gibi; din yaşamımız olmadıysa, anlasak bir şey ifade etmez. Tıpkı yemenin, içmenin, uyumanın, çalışmanın, yaşamanın anlamlarını bilmenin yararı olmadığı gibi…
 

Son Güncelleme (Pazar, 17 Aralık 2017 10:51)

 

PostHeaderIcon Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 


Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Altında bir krater saklayan şehir.
Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi.
Ne diyor ne diyor Kudüs bana şimdi
Hani Şam'dan bir şamdan getirecektin
Dikecektin Süleyman Peygamberin kabrine
Ruhları aydınlatan bir lamba
İfriti döndürecek insana:
Söndürecek canavarın gözlerini
İfriti döndürecek insana

Ve Kudüs'ü terkettiğin o ikindi
Birinci Cihan Harbi günü vakti
Kan sızdırıyor kaburga kemikleri
Karlı dağlardan indirdiğin atların
Bir evde perdeyi indiriyor bir kadın
Mahşerin perdesini kıyametin perdesini
Ağlıyor yere inen saçları
Göğü yırtan kefen beyazı elleri

Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Yeşile dönmüş türbelerin demiri
Zamanın rüzgar gibi esen zehiriyle
Ve yatırlar patır patır kaçıyor geceleri
Boşaltıyorlar işgal edilmiş bir şehri boşaltır gibi
Kaçıyorlar Lut şehrinden kaçar gibi
Tuz heykele dönüşmemek için Tanrı gazabıyla
Susmuş minarelerin azabıyla
Yıkılmış cami kubbelerinin ıstırabıyla
Ve şehit kemiklerinin bakışı bir başka bakış
Artık burada taş bile durmak istemez
Ve ay'ı görmek istemez zeytin ağaçları
Eğilerek selamlamazlar hilali hurmalar
Artık ne Zekeriya ve ne İsa var
Sararmış bir tomar mı mucizeler
Ölülerin dirilişi şifa veren kelimeler
Ve ne de Miraçtan bir iz
Yerden yükselen kaya

Ve Kudüs şehri. Artık yer şehri, toprak şehri.
Bakır yaprakların, çelik göğdelerin, acımasız yüreklerin.
Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların.
Kurşundan çiçeklerin şehri.
Gülle kusuyor ana rahmi
Bomba parçalıyor beynini bebeğin
Tanklar saldırıyor evlere bir anda ev yok tank var
Uçak var gök yok utanç var
Ve kime karşı bütün bunlar
Masum insanlara karşı
Binlerce yıl oturdukları yurtta kalmak isteyenlere karşı
Ve kim tarafından bütün bunlar
Romanın, Babilin, Asurun ve Firavunların
Ve nice milletlerin zulmünü görenler tarafından
Zalime olan öcünü mazlumdan almak
Zalim olmak ve en zalim olmak
Ve artık ne İbrahim ne Yakup ve ne Musa var
Tersinden okunan Tevrat hükümleri
Karaya boyanmış Mezmurlar

Ve Kudüs şehri. İçiyle ve ruhuyla suskun
Göklere kaçmış hayaliyle
Bir pervane gibi ışığa uçmuş gönlüyle
Bir başka aleme göçmüş hakikati
Tanrı katına varmış
İki elini kavuşturup divana durmuş
Hüküm istemiş

Yeryüzüne yeryüzü kadısına
Hüküm ki:
Haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir

Ve haksız yere insan öldürenin cezası ölüm
Ve fitne, Arzı fesada verme, daha büyük suç adam öldürmekten

Fitne bastırılıncaya kadar savaşın!
Yeryüzünden fesat kalkıncaya kadar
Ey insanlık, ey insanlar
En gündüzden daha gündüz,
Hakikatten daha hakikat
Müslümanlar.

Sezai KARAKOÇ


Son Güncelleme (Perşembe, 14 Aralık 2017 13:52)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1257
Dün3785
Tüm Zamanlar4272945
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 68 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2533
İçerik : 1501
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?